Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 110/159 · üyeye göre sıralı
kağıştamak (II)
Kuru şeyler birbirine değerek ses çıkarmak.
kağlamak (II)
Birinin arkasından konuşmak.
kağruh
Terbiyesiz, kaba, söz dinlemeyen kimse.
kağşak (II)
Koyunların kuyruğu altında yapışarak kuruyan pislik.
kakala (II)
Toprak tencere.
kakalanca olmak
İtelenmek, hor görülmek.
kakuk
Bazı yemeklere ve pirzola üzerine konulan bir ot, kekik.
kakur
Eğri, kambur.
kalacoş
Yağ, yoğurt, soğan ve doğranmış ekmekle yapılan çorba.
kamantı
Tarlayı sularken yüksek yerlere su çıkarmak için açılan ark.
kamkaz
Kesici özelliğini kaybetmiş, kör
kanad
Defter, kitap yaprağı.
kana düşme
Develerin ve sığırların kan başına vurma hastalığı.
kanağacı
Zakkum ağacı.
kanapa
Kanepe, bank.
kangıllamak
Zıplamak.
kani (I)
Yenge.
kansidiren
Özellikle dallarından çubuk, övendire yapılan yemiş vermeyen, yaban kızılcığı ağacı.
kantarkile
Avcıların tüfeğe barut koyma işinde kullandıkları bir ölçek.
kapana
Ağaçtan yapılmış büyük yemek dolabı.
kapcuk (II)
Sünnette erkeklik organından kesilen parça.
kapçak (III)
Raf, sergen.
kapıbağı
Gelin, oğlan evine giderken kız tarafından bir kişinin, erkek tarafından aldığı bahşiş, para, ödül.
kapsan
Kapsül.
karabağ (I)
Hayvanların bacaklarında tutukluk yapan bir çeşit hastalık.
karaboğaz (I)
Susuzluğun ya da depremin toprakta açtığı çatlaklar.
karaçilen
Sisli havada ince ince yağan yağmur.
karakıyah
Beyaz, ince tüylü ve salkım biçiminde çiçeği olan bir çeşit ot.
karamuk (II)
içi boş, çürük, gelişmemiş fındık.
kara sıva
Toprak sıva.
karaşabla
Yaprağından siyah boya elde edilen kötü kokulu, ısırgan otuna benzer bir ot.
kardeş haleti
Gelin evden çıkmadan önce, erkek kardeşinin ya da vekilinin damat sağdıcından aldığı para.
karman çarman
Karmakarışık.
kartana (II)
Büyükanne, nine.
kârzevil
Sabanda, hayvanın başını boyunduruğa bağlamaya yarayan ağaç parçası.
kasafan
Palavra, yalan, abartılmış söz.
kaser (II)
Hatır, gönül.
kaşavulamak
Tımar etmek.
katsa (I)
Kürek.
kavçar
İçi çürük, kurumuş ağaç.
kavzantı
Tahta rendelerken dökülen kırıntı, talaş.
kayaüzümü
Kırlarda biten, meyvesi dövülerek yaralara sarılan bir çeşit bitki.
kayışa getirmek
Kandırmak, aldatmak.
kayrık (II)
Ayrı, başka.
kazağı (II)
Kullanılarak aşınmış, küçülmüş süpürge.
kazan enciği
Küçük kazan.
kazankara
Midye ve kabukları.
keççik yapmak
Başörtüsünü ensede, saçın altından geçirerek tepede bağlamak: Keççik yap, saçın dağılmasın.
keçimemesi (II)
Kökü bol nişastalı bir çeşit bitki.
kefgi
Su kabağından yapılan saplı derin kepçe, su maşrapası.
kefi
Köpük.
kehlih
Keklik.
kekiş (II)
Çene altı: Ke-kişi çok dolgun .
kenderek
Eğlence, düğün.
kepçe burun
Bir çeşit yaban ördeği.
kepçecik (I)
Yağmur duası.
kepet (I)
Köpek.
kepet (II)
Semer.
kerehane
Ateş küreği.
kertik (III)
Burnu küçük olan insan ya da hayvan.