Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 112/159 · üyeye göre sıralı
korov
Baykuş.
korsanguç
Fırındaki ateşi karıştırmaya yarayan uzun sırık: Korsanguçun ucu kırılmış.
kosı
Kuluçka.
koskon
Eğerde kuyruğun altından geçirilen kayış parçası.
kossak
Çiftleşmeye istekli
koşaca karımak
Beraberce yaşlanmak
kotura
İçinde mısır kurutulan dört kazık üzerine oturtulan çıtalardan yapılmış basit kulübe, çardak.
kovalamak
Söz getirip götürmek.
kovaşlamak
Kovalamak.
kozur
Kendini beğenmiş, gururlu.
köget (I)
Meyve, yemiş.
kölgöy
Gölge: Dağlara kölgöy düştü.
kömzek
Ahırdan gübreyi dışarı atmak için açılan delik.
könezlemek
İhtiyarlamak.
köngürlemek
Uyuklamak, gevşemek
köpçek (I)
Köşe.
köpüç
Çamaşır tokacı.
kör cikcan
Siyah renkli, serçeye benzeyen küçük bir çeşit kuş.
körlük yapmak
kıskandırmak, nispet yapmak, inat etmek.
körpü
Köprü.
körsek (II)
Issız, işlek olmayan yol.
körserçe
Serçe.
körük (II)
Demirci dükkânı: Bu demiri götür de körükte dövdür.
köşk (I)
Balkon.
köveke
Toprak altından çıkarılan bir çeşit yumuşak taş.
köyünmek
Yanmak, kavrulmak, kararmak.
közbek
Kağnı okundaki ağaçları birbirine bağlayan ağaç parçası.
kukul (II)
Çiçek tomurcuğu.
kul
Ayakyolu, hela.
kulağuz
Yol gösteren, kılavuz.
kulcur
Erkeklik bezi, haya.
kurç (I)
Kaymağı alınmış sütten kestirilerek elde edilen yağsız peynir.
kurriş kurriş
Sıpa çağırma ünlemi.
kurudezen
İçinde yoğurt ezilen toprak kap.
kuruk kuruk
At ve eşek yavrularını çağırma ünlemi.
kurutakırdak
Ceviz.
kurutu
Cimri.
kuşkulu
Uykusu hafif olan
kuştokası
Çok kez kuşların yuva yaptığı dama yakın küçük pencere.
kuvaldak
Aralık, az açık
küçükana
Babanın küçük erkek kardeşinin karısı, yenge.
küçükayşe
Serçeparmak.
kükre
Çam ağacının reçinesi: Kükreli çıra daha makbuldür.
küldüren
Dikildiği yerde çürüyüp içi boşalmış ağaç, içi kof ağaç.
külfan (I)
Kül gibi toprak.
külüklemek
Miskinleşmek, uyuşuklaşmak: Ahmet kü-lüklemiş.
küngelik
Çöplük.
küngerlemek
Para sıkıntısına düşmek, işi bozulmak, işi ters gitmek.
künlük (I)
Tütsü için kullanılan ağaç sakızı, günlük.
kürez
Köpekle tazının birleşmesinden doğan melez yavru.
kürkün
Bir çeşit ot, hodan.
kürpecik
Yuvarlak, sert kar tanesi, bulgurcuk.
küsemek
Beğenmek, imrenmek.
küstürelemek
Tahta rendelemek.
küşetlemek
Kollamak, gözetmek: Onu küşetliyorum, elime geçse döveceğim.
küteşek
Yuvarlak küçük odun, kütük.
küvlemek
Birini başkasına karşı kışkırtmak, fitlemek.
labiye
Börülce fasulyesi.
lakkadak
Birdenbire, damdan düşercesine: Lakkadak söze karıştı.
laklak çalmak
Dedikodu etmek.