Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 115/159 · üyeye göre sıralı
özden (II)
Gerçekten: Özden mi söyledin, şaka mı?
özü baymak
Acımak: Şu fakiri görünce özüm baydı.
özü yufka
Acıma duygusu çok olan, yumuşak yürekli.
pafgırmak (II)
Gür ve hızlı akmak
pağna
Ahırdaki yemlik.
palaspır
Çalışması beğenilen hizmetçi, işçi ve görevliyi ödüllendirmek için armağan olarak ekilen ya da verilen tarla.
palavara (I)
Kerpiçten yapılan yapılarda, kapı ve pencere üstlerine konulan kalın, ağaç direk.
palazlamak (I)
Çok eskimek, kullanılmayacak duruma gelmek.
pamburcuk
Gelincik çiçeği.
pampır (II)
Tren.
panadura
Domates.
panavır
Gürbüz, şişman
pantı (I)
Şişman, tombul.
parak (II)
Hayvanların yazın konulduğu yer, ağıl.
parsımak
Yiyecekler bozulmak, küflenmek, ekşimek.
paskal (I)
Kirli, pis, pasaklı.
patanoş
Eni boyuna eşit olacak denli şişman
patlak mısır
Mısır darısı.
pattadak
Birdenbire, ansızın.
patul (I)
Parça parça yağan iri kar tanesi: Kar patul patul yağıyor.
payam (II)
Topraktan çıkartılan içi sarı, tatlı bir kök.
paykam etmek
Yağmalamak, kapışmak, bölüşmek: Buldukları altınları paykam etmişler.
pazak
Zayıf, yağsız et.
pelese (I)
Taze soğan, soğan fidesi,
pencük etmek
Yırtmak, eskitmek: Bir haftada pencük ettin.
perkmek
Burkulmak, incinmek.
pervede
Domates salçası.
peşdil
Kadınların önlerine bağladıkları iş önlüğü.
peşgidan
Tuzlanmış torba yoğurdu.
peşri
Üçetek denilen kadın giysisi.
pıhmak (I)
Çökerek saklanmak, sinmek: Tavşan bizi görünce pıhtı.
pırlangaç
Yeni uçmaya başlayan keklik, kuş yavrusu, palaz.
pırlant
İpek yemeni, krep.
pırtadak
Kabuğundan, bulunduğu yerden akarak, kayarak çıkmayı anlatır: Zavallının gözü pırtadak çıkıp akıverdi.
pısar
Karasakız.
pısıl pısıl (II)
Derinin ufak ufak kabarması için.
pısik (I)
Çürük, içi boş, kof.
pıslamak (I)
Birdenbire ve nedeni olmadan darılmak.
pıstıklamak
Fiske vurmak.
pıtıraklı
Öfkeli, sinirli.
pıtramak
Çırpınarak uçmak.
pirinç
Çekirdekli ve küçük taneli yabanıl dut.
pisge
Parmakların ucuyla vuruş, fiske.
pisiklemek
Sinmek, çekinmek: Ahmet zoru görünce pisikledi.
pişikmek
Mızıkçılık etmek.
pişilemek
Birine çok değer vermek, pohpohlamak.
pişnor
Kesik sütten yapılan peynir, çökelek.
poçumak (I)
Birisinden soğumak.
pohmut
Dut kurusu unu.
ponçak (III)
Bir tutam.
porak
Soda, boraks.
porduç
Fırın, tandır silmekte kullanılan ıslak bez.
pota (III)
Nişan alınacak yer, hedef.
potunna
Ağız kavgası, anlaşmazlık: Bu işte muhakkak bir potunna kopacak.
pörüşmek
Pörsümek, buruşmak
puçi puçi
Dana çağırma ünlemi.
pul deliği
İlik: Şu hırkanın pul deliklerini açsana kızanım.
puntunu kırmak
Neşesini bozmak.
pusarıklı
Sisli, dumanlı
pürbüçük
Parça parça, azar azar