Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 114/159 · üyeye göre sıralı
mırlanmak
Mırıldanmak.
mısırda
Mısır.
mızk
Gönül, can.
midere
Dölyatağı.
milâ
Çocukların oynadığı çelik-çomak oyunu.
mini (III)
Çocuklar için yapılan kalınca yufka ekmeği.
mitar
Dokuma tezgâhında tarağı aşağı yukarı çeken araç, gücü.
mor badılcan
Patlıcan.
morutmak
Surat asmak, somurtmak.
möhre (I)
Nal delmeye yarayan bir demirci aracı.
muğara
Baca.
muhanat (I)
El, yabancı: Muhanatın kapısı zordur.
mulak (III)
Et, sepet vb. şeyleri asmaya yarayan, çatallı ağaçtan yapılmış çengel.
mumya
Arıların kovan deliklerine tıkadıkları macun.
muncuh
Boncuk.
munçak
Hamam.
murçalıh
Topraktan çıkarılarak yenen beyaz renkte, ince kabuklu ve tatlı bir çeşit yumru kök.
muşah (II)
Kuşkulu, belirsiz: Bu hastalıktan kurtulacağı muşah.
mücessem
Oyalı kadın başörtüsü, yemeni.
müşaf
Kesin olarak, ne olursa olsun.
müşkürüm
İlkbaharda kayalıklarda biten, sarımtırak renkli çiçekleri güzel kokan, sünbülgillerden bir yaban otu.
nasırga
Harç taşımaya yarayan dört kollu araç, teskere.
nattayın
Neredesin, ne yapıyorsun.
nedani
Ne kadar.
ne etesen
Ne yapıyorsun.
nevert
Dikiş dikerken yapılan baskı.
neynem
]: İstemem, ne yapayım.
nofut
Nohut.
noksa
Muska.
obruk (I)
Doymak bilmeyen.
odekli
O kadar.
oğcalamak
Bir şeyi iki avuç arasında sıkarak ovuşturmak.
ohşaş
Benzeyiş.
ohuyucu
Düğüne çağrı yapan kadın.
okuncu
Düğüne çağırmak için gönderilen armağan
olacacı
Büyümeye, gelişmeye elverişli, gürbüz.
omrav
Omurga.
orcuk
İğ, kirmen.
ortaküm
Perşembe.
osurganböğcüsü
Pis koku çıkaran bir böcek.
otumah
Oturmak.
otyağmuru
Güneşli havada yağan iri taneli yağmur.
oynamak (I)
Kanun dışı cinsel ilişki kurmak.
oyru (I)
Gövde.
öcelen olmak
Korkmak.
öcütmek
Korkutmak.
öğörsemek
İnek, davar çiftleşmek istemek.
öğrelemek
Sallamak: Beşiği öğürle.
ölçek (II)
Avcıların kullandığı fişeğe, barut ve saçma koymaya yarayan araç.
ölen (II)
Öğle, gün ortası.
ölüşkemek
Bitkiler, çiçekler güneşten tazeliğini yitirerek pörsümek, solmak.
ölüzger
Yel.
öngüllük
İnatçılık.
örek (III)
Duvar.
örü (III)
Ağıl.
össeet
Hemen, o anda.
öste
Toprak damlı ev.
ötgen
Geçmiş
ötgün (III)
Evlenmeyi çok isteyen.
öyek (II)
İlkbaharda yerden kaynayıp bir süre sonra kaybolan su.