Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 117/159 · üyeye göre sıralı
sorunca
Sorgu.
soymak (I)
Mısır koçanını saran yapraklar.
soyondurmak
Sündürmek, çekip uzatmak.
soyruğu
Yatak çarşafı.
söğe (II)
Ocağın iç yanı, odunların dayandığı duvar.
sölegen
Çok konuşan, geveze.
sölemek
Söylemek, konuşmak.
söve boy
Uzun boy.
söykelmek (I)
Dikilmek, hafifçe doğrulmak: Yılan süratle giderken birdenbire söykeldi.
söykük
Yastık.
sözkesti
Nişandan önce yapılan küçük toplantı: Yarın Osman·la Ayşe·nin söz kestisi varmış.
sucu (I)
Ak alkollü içkiler
supa
Sıpa.
südümen
Mayayı tam tutmamış yoğurt.
süğsünü düşük
Başı önüne eğik, süngüsü düşük.
sümdüklük
Arsızlık, pisboğazlık, başkasının yiyeceğinden isteme.
sünet etmek
Yeni dikilen bağın gereksiz sürgünlerini ilk kez budamak.
sürecek (II)
Damlardan kar süpürmeye yarayan tahta araç.
sürünmüş
Kaymış, kaymaya yüz tutmuş, yerler.
şahmar
Şahmaran.
şahta
Kırağı.
şakırdak (III)
Şen, geveze.
şak olmak
ikiye bölünmek.
şalgaba
Kumluk, kayalık yerde yetişen, yumru köklü, pembe, sarı çiçekli, em yapmakta ve kauçuk elde etmekte yararlanılan bir bitki.
şalkavış
Gelişigüzel, özensiz.
şamişi
İçine irmik helvası konularak yapılan bir çeşit börek.
şan
Ün.
şapadak (I)
Birdenbire.
şapır (III)
ivecenlik, tezlik.
şaplak şeker
Akide şekeri, ]ı
şarkadan
Şark diye ses çıkararak.
şarpadak
Birdenbire.
şelfin
Bir yaşından küçük horoz.
şende
O, orda.
şıpdüştü
Kapı mandalı.
şıpıdek
Çabucak.
şırkıt
Göz çapağı.
şifan (II)
Hızlı yağmur.
şihe
Musluk.
şilep
Tatlı bulaşığı,
şimşelek
Şimşek.
şip şip (II)
Damlaların ardarda düşmesinden çıkan ses için.
şireder
Bir çeşit üzüm.
şirepe
Yapışkan.
şirinlik (II)
Birinin sevgisini çekmek için takılan muska.
şişirtmek (II)
Surat asmak, dargın durmak.
şorutlu
Salyalı
şönkü
Şu, şunu.
şuğul (I)
Çevresi yalçın kayalık yer.
şunedür
Mimli.
tahne (I)
Issız.
tahrana
Dövülmüş buğdayla süzülmüş yoğurdun karıştırılıp kurutulmasından yapılan yemeklik, tarhana.
tahta (III)
Kez: Borcumu bir tahtada ödedim.
tahtıraman
Eskiden gelinleri babası evinden alıp götürmeye yarayan atlı araba.
takır (I)
Fıtık hastalığı.
takış (I)
Teke.
takka (I)
Tavuk ya da horozibiği.
talazlanmak
Deniz kabarmak, dalgalanmak.
talemek
Yağma etmek.
tamşımak
Alay etmek, eğlenmek.