Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 123/159 · üyeye göre sıralı
eli belinde (I)
Bir çeşit kilim motifi.
soğlamak (I)
Yara irinlenip azmak.
tentenilmek
Bunamak.
eli ağzına varmak
Halini düzeltmek: Eli ağzına vardı da burnu büyüdü.
terek
] Raf. (
elge
Getir anlamında kullanılır.
eletgeset
Çarçabuk, tezel-den: Ahmet atla geldi, eletgeset geri döndü.
elemit (II)
Boğmaca hastalığı.
terpeşmek
] Kımıldamak, kıpırdamak: Derdim gene terpeşti. (
elden dutmak
Para yardımı yaparak kalkındırmak: Elinden dutluklarının hepsi zengin oldular.
ters
] Gübre. (
elde galmak (II)
Kopup kopup gelmek, neye el uatılsa boşa çıkmak.
elbeşte (II)
Erimiş, pelte-leşmiş.
sövkenmek (II)
Hayvan nallanırken çivi etine girmek,
ekebir
Kibirli, gururlu.
srahagün
Evvelki gün.
suaşmah (I)
Bulaşmak: Çamur şalvarıma suaşıf.
suaşmah (II)
Kavga istemek, aranmak,
su çevreği
Burgaç, girdap, su çevrisi.
suçulluğu
Gagası uzun bir çeşit ördek, becassine.
suhlı
Kızdırılarak delik açmakta kullanılan burgu biçiminde demir çubuk.
eğşilik
Yeşil köklü ve yuvarlak yapraklı mayhoş bir bitki.
su indirmek
Yük ve binek hayvanlarının bilekleri şişmek.
suksumak (I)
Utanma nedeniyle konuşamamak: Suksudu suksudu sonbaşı söyledi.
suluç
Mantı hamuru kesmeye yarayan büyük bıçak.
sulugumbat
Karpuz.
eğrioğlan
Bakırcıların kullandıkları bir aygıt.
efir küfür etmek
Kızgınlıkla ağzına geleni söylemek, küfretmek.
supalan
Vapur bordasında teslim.
ecemük
Zayıf, cılız.
ecef
Acaba.
ebizemzem
Gökkuşağı.
suuçduğu
Çağlayanın dökülmeye başladığı yer.
suvacık
Üzüntüden ağlayacak gibi olma, gözleri dolma: Gözleri suvacık suvacık oldu.
su yörümek
Ağaçlar yeşermek, canlanmak: Ağaçlara su yürüdü, bohçası olanlara iş çıktı yiniden.
ebehörlüm
Beş nisanda esen fırtına.
sümeymi
Saf
ebebe (II)
Salyangoz.
düöd
Dört.
dünle
Sabah erken, gün ağarmadan: Yarın sabah ava gideceğiz, dünle kalk.
düğen (III)
Bir çeşit dokuma tezgâhı.
süngühıyar
Acur da denilen bir çeşit hıyar.
tevir tevir
] Türlü türlü, biçim biçim. (
düfa
Dokuma tezgâhlarında tarağı tutan ve mekik ipliklerini sıkıştırmaya yarayan aygıt.
duzluma
Kaynamış darı ya da buğday.
tevzür
] Düzenci, kurnaz. (
duta toplamak
Meyveyi, örselenmemesi için elle kopararak toplamak.
süteşi
Yoğurt mayası.
sütten
Yaradılıştan, doğuştan.
duşlanmah
Bir şeyin üzerine düşmek, onu kendine iş edinmek, dadanmak.
dustak
Tutuklu.
şaabı
îri, sobe taneli, büyükçe çekirdekli, sert, geç olgunlaşan bir çeşit üzüm.
dunek
Tünek.
dudhun
Tembel ve işini bilmeyen kimse.
şakkırak
Kapı mandalı, zemberek.
tezbereye
] Kolay kolay. (
dövlet guşu
Baykuş.
döşdük
Kadınların iş yaparken kullandıkları önlük,
şampır
Patiska.
dölehli
Baykuş.