Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 122/247 · üyeye göre sıralı
melez (I)
Gömleklik ipekli bez.
dincelmek
Dinlenmek.
telbis (I)
Huysuz, yaramaz, eğitim görmemiş, düzenci.
hızana gelmek
Dişi köpek vb. hayvanlar çiftleşmek istemek.
kıfı (II)
Şaka, eğlence, alay.
harfana
Arkadaşların aralarında para toplayarak yaptıkları eğlence.
güğermek
Çimler, ekinler yeşermek.
gücü
Tezgâhta ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.
mağrama
El havlusu, peçete.
çatma (V)
Üç ince ağacın uçlarından bağlanarak yayık yaymak için kullanılan bir araç.
şapşap (I)
Su tası.
bayram aşı
Dinî bayramların birinci günü pişirilen et, pilav ve tatlıdan ibaret yemek.
bayra
Balyoz.
hankeli
gudubet
Pis, çirkin, biçimsiz.
yay (I)
Yaz.
göynükmek
Darılmak.
batak (I)
Batakçı.
gödek (VIII)
Halka biçiminde yapılan ev ekmeği.
künar
Çam fıstığı.
göcek (II)
Bir karış boyunda büyümüş ekin.
küllük (II)
Çamaşır yıkamak için içinde küllü su bulundurulan çukur.
başyoldaşı
Zevce, karı, eş.
yalabık (III)
İki yüzlü, yüze gülücü, kaypak.
başşak (II)
Başak: Buğday başşağı.
çakal (II)
Alnında beyaz tüyler olan hayvan.
başşakçı
su (I)
Halı, perde, örtü vb. eşyaların dört kıyısına konulan çizgiler ya da çiçek biçiminde süsler: Şu halının suyunu ne güzel dokumuşlar.
baş dastarı
Kadınların başlarına örttükleri, genellikle beyaz olan yazma.
çaça (I)
Genelev işleten, kötü yol gösteren kadın.
yağdalı
Tiftik ve yapağının yağlı, kirli durumu.
bamak, bâmak
Parmak.
cüre (II)
Cins, şekil, tür.
vurgun (II)
Büyük, iki ya da daha fazla at koşulmuş araba.
geliş (I)
Kere, kez, defa.
gıynak (III)
Ceviz içi.
baston (I)
Sandal, motor ve gemilerin baş tarafında ucu denize doğru uzanan ağaç.
köpümek
Yorgan, şilte yatak gibi şeyleri kalın ve aralıklı, sıkıca dikmek.
sıyırtmak (I)
Arktan geçen suyun düzgün akmasını sağlamak için engelleri gidermek, kıyılamak.
koz (II)
Evlerin altında bulunan davar ağılı.
balkır
Parıltı.
gün dinlenmek
Güneş batmak.
urasa
Hastalığa, cine, periye karşı okuyup üfleme, afsunlama.
sekitmek
Bir şey üstünden atlatmak, geçirmek.
sineklenmek (I)
Oyalanmak, tembellik etmek.
sumsak
uğrun uğrun (I)
Gizli gizli.
goz (II)
Ceviz.
püse (I)
Çamların çıralı yerlerinden elde edilen siyah katran.
gerermek (I)
Bez ateşten kavrulmak, sararmak: Hasan üzerin gererdi sobanın yanından çekil.
kit (II)
Kilit.
tülü (II)
Uzun tiftiklerden aralıklı dokunan bir çeşit seccade.
tös (II)
At, sığır vb. hayvanları çevirme, durdurma, kovalama ünlemi.
turaç
Keklik cinsinden, eti yenen bir av kuşu.
tüpültü
Hafif ses, pıtırtı.
portmak (I)
Kaçarken yön değiştirmek.
bağlantı (VII)
İki şeyin birbiriyle birleştiği yer, kavşak.
kirimek
İnat etmek, geri çekilmek, ayak diremek, huylanmak.
kızılca (V)
Kırmızıya çalan bir çeşit buğday.
perkitmek (I)
İyice gererek, sıkıştırarak, vurarak sağlamlaştırmak : Cıvataları iyice perkittim.