Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 146/159 · üyeye göre sıralı
zahmarı
] Şubat ayı. (
savak (III)
] Beli sakat insan ya da hayvan. (
savılmak
] Su, başka yere akıtılmak. (
savran (I)
Deveci. (
savrık (I)
Tutumsuz.
zürbiye
Soğan yemeği.
savrukmak
Yürek çarpmak.
savur (I)
Büyük yemek sinisi.
ığrıp (II)
NULL
ıharmak (I)
NULL
ütek
] Sıcağı seven. (
bıdır bıdır etmek
] Mırıldanmak, anlaşılmayacak biçimde konuşmak. (
ıhtı (I)
NULL
bıdımık
] Azıcık, biraz. (
bıçkı
Testere.
seğımen
] Bir çeşit kilim, çul vb. dokuma örneği. (
seğricen
] Peynir kurdu. (
bıcılgan
Bir çeşit at hastalığı.
bezekli
Süslü püslü (çoğunlukla dü-zekli sözcüğüyle birlikte kullanılır):
ıldırmak (II)
NULL
boçça (III)
[-> boduç I) -1]
sekgiz
] Sekiz. (
bezek (II)
ılgıt ılgıt
NULL
çizik
[-> çizi I) -1]
sekilgen
] Sancı. (
sekizen
seknemek
Az dinmek:
beştahta
Rahle.
çizme
[->cizeme]
selbest
] özgür. (
tösdü
Serçe büyüklüğünde, başı koyu kül renkli, kuyruğuyla kanadı kınalı, parlak, kara tüylü, ince gagalı bir kuş.
seldiren
seldirlemek
] Ayak kayarak tökezlemek, düşecek gibi olmak. (
bizik etmek
seletmeğ
] Konuşturmak, söyletmek. (
tosmak (II)
[->toslak]
beşik kertiği
] Kız ve erkek çocukları beşikte iken nişanlama, sözleme. (
besimet
] Peksimet. (
zahan
] Sahan, bakır tabak. (
zaar
] Olasılıkla, galiba. (
misran
[-> nıısran]
ıpıpras
Uygun, tastamam: Bu babuç ayağıma ıpıpras geldi. ^Bozdoğan -Ay.) [ıpras
berenari
] Şöyle böyle, iyi kötü. (
sepmek
]
seren (I)
] Sergen, raf. (
seren (II)
Kuyu zincirinin bağlı olduğu uzun Sırık, direk.
sergab
] Üzüm dolu sepetin ağzını kapatmakta kullanılan söğüt vb. ağaçların dal ve yaprakları. (
sergen (II)
Deredeki büyük kayanın su içinde kalan bölümü.
bennenmek
] Başkasının malına sahip çıkmak, tapulamak. (
benimsağanı
] Benim gibi. (
kuzulacı
tomsurmak
[-> tomsunıak]
seybınmak
] Kayarak inmek, kaymak. (
seyel
] Elçi, haberci, postacı. (
seyis
iki, üç yaşında, enenmiş erkek keçi. (
içeri
bellemek (II)
Tanımak.
seyrekleme
] Seyrek olarak, aralıklı. (
tombuy
Bir avuç, bir tutam.