Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 221/247 · üyeye göre sıralı
keşanlamak
Tırmıkla tohumu örtmek.
keş kazanı
İçinde yoğurt ezilen toprak kazan
çöcce
Bazlamanın ince ve küçüğü.
çovaçlanmak
Güneşlenmek.
zıvart
Tabaklıkta derinin bir kez elden geçmesi işi.
kıbal (II)
Yaradılış, huy.
korlamak (II)
Korumak, saklamak.
çomruk (IV)
Kullanıla kullanıla eskimiş süpürge.
çomçom (II)
Öbek öbek.
kıcım
Çocuklara söylenen canım, şekerim anlamında sevgi bildirir ünlem : Gel kıcım, yanıma otur.
caşırmak
Saklamak.
kazağı (II)
Kullanılarak aşınmış, küçülmüş süpürge.
celev
Kasaplık için toplanan koyun, keçi, sığır.
kayrık (II)
Ayrı, başka.
celim toprak
Killi toprak.
çokdayı
Çok güzel, ruhu okşayan, dikkati çeken şey.
çokam
Birden fazla şeyin bir arada toplanması, küçük topluluk.
celpçi
Postacı.
kıftır kıftır
Oynak davranışlarla, kırıtarak (yürümek için).
çoban dilimi
Gayet kalın kesilmiş ekmek dilimi.
kıkın (I)
Kılçık.
kayışa getirmek
Kandırmak, aldatmak.
çoban böreği
Tuz, karabiber, kırmızı biber, biraz yağ konulmuş su içinde yumuşatılan ekmekden yapılmış yemek.
kılı (III)
Şakacı, güldürücü (kimse).
yudulmak
Oyunda yitirmek.
kayaüzümü
Kırlarda biten, meyvesi dövülerek yaralara sarılan bir çeşit bitki.
çiynah
Yol ağzı, uğrak.
cemcük ağız
Sözleri tam telaffuz edemeyen (kimse)
kımçımak
Yumru köklü bitkiler sokulurken topraktan kökü ile çıkmamak, sıyrılıp kopmak.
ababara
Kebab kestane.
sendiremek (II)
Sendelemek, düşecek gibi olmak.
kıncırak (I)
Tosunu çifte alıştırmak için kullanılan araç.
kavzantı
Tahta rendelerken dökülen kırıntı, talaş.
kındık (II)
Bulgurdan etli ya da etsiz olarak yapılan fındık büyüklüğünde köfte.
çivit (VII)
Çift.
kındıl parmak
Küçük parmak.
kındız
Kâkül.
albır
Nisan ayı: Sakın albır beşinden, camızı ayırır eşinden.
aykırlamak (II)
Uzanmak, yatmak.
çivit (II)
Gebe kadınların yüz ve vücutlarında olan leke.
kınteş (I)
Geniş yol dönemeci : Ali'ye yolun kınteşinde rasladım.
çitir (III)
Kıvırcık: Çitir başlı çocuk.
seniyle
Seninle.
çit (VII)
Keçiyi kovalama ünlemi.
dızır dızır getmek
Kızıp arkasına bakmadan hızlı gitmek.
kırmacını almak
Öldürmek, kökünü kazımak, sonunu almak: istiklâl harbinde Yunanlıların kırmacını aldık.
korçan
Çağlayan, yüksekten akan su.
kırşa
Donmuş kar : Mart sabahlarında kırşa üzerinde kızakla yolculuk çok tatlıdır.
kurutakırdak
Ceviz.
çirakha
Toprak kandil.
kırtlama
Şekeri ağızda tutarak çay içme.
kısacıkmahmut
Tütüne karıştırılıp içilen, sarılık hastalığında kullanılan yaban otu.
gacı gucu (I)
Bozuk, işe yaramaz şey.
çipçi
Yayık kolu.
çintelemek(II)
Bir ağacı veya odunu balta, bıçak gibi şeylerle yontmak: Deli Ali elinde bir tahra ile şu güzel cevizi çinteledi, kurumasına sebep oldu.
çinkeylik
Bülbüle benzeyen, serçe büyüklüğünde bir kuş: Ahmet sapanla bir çinkeylik vurmuş.
kış kış (II)
Denizde balıkları ağın içine kovalamak için kullanılan ortası delik ipli taş.
çinçilbi
Su tası, maşrapa.
konguramak
Yün ve kıl gibi şeyler yanarken fena kokmak.
galyangıç (II)
Nargile.