Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 225/247 · üyeye göre sıralı
çavzukmak
ivmek, oraya buraya koşuşturmak.
menisi bozuk
Soysuz, kötü yaradılışlı.
payınsınmak
Hiçe sayılmaya boyun eğmek: Oğlu babasını payınsımış; babası da oğluna karşı payınsınmış.
karaşabla
Yaprağından siyah boya elde edilen kötü kokulu, ısırgan otuna benzer bir ot.
çatlak (I)
Düşük, kötü kadın.
çatırgaç
Firik buğday başaklarının saplarıyla beraber yakılmasından yapılan kavurga, ütme.
çatal kavak
Bacakları yukarıda açık tutarak baş üzerinde durma şekli.
meşginik
çarkı (I)
Her yüzü üçgen olan çatı.
mıççık mıççık
Bir şeyi iğrenç biçimde ezerek, çiğneyerek (yemek için).
çapara
Bir çeşit olta, çok iğneli olta.
çamurla
Okun dingil hizasında durması için altına konulan destek.
kuduru
Gelişigüzel, özensiz.
abır (III)
Kılık, kıyafet, biçim.
kara sıva
Toprak sıva.
mınna
Ağabey.
mıras
Bilye.
pilov
lapistik
Yassı, kırılmadan ezilmiş, yassılaşmış: Kutunun üzerine ayağımı basınca lapistik oldu.
langada
Çabucak: Tepenin öte yüzüne langada aştı.
yemete
Küçük testi.
yemsimek (II)
Sığınmak, kapılanmak.
lahdere
İlkel durumdaki keten ve kendirin kullanılacak duruma gelmesi için işlem gördüğü su çukuru.
lahdalanmak
Katılaşmak, pıhtılaşmak: Elimi kestim, gan lahdalandı.
zılgıdır (I)
lâhat (I)
Su arkı.
lağvet geçmek
Birisini alaya almak.
lagat
Danaburnu böceği.
lâdes
İnce tülbent.
labbızık
Basık, yassı: Bana labbızık taş getir.
yılıkkan (I)
Aşınmış, kaypaklaşmış, kavrama, tutma yeteneği kalmamış.
künç
Kireçli toprak.
zımbuk atmak
Yumruk atmak.
yidi göbek
En eskiye dek giden soy sop.
zıra
Kimyon.
külte (VII)
Dört saplı, üzerinde çamur, toprak taşınan tahta araç, teskere.
külgümek
Ani sevinç ya da korkudan zıplamak.
külensal
Külrengi.
yokarılak
Yukarıya doğru, yukarıya kalkık, yüksek.
zırıncımak (II)
küddüş
Becerikli.
kuyıs
Çığlık, nara.
kuvarı (II)
Olmamış incir.
kuşgömü
Sığırların omurgasından çıkarılan pastırmalık, yağsız et.
yöndemine getirmek
Bir şeyi yapmanın sırasını, olanağını bulmak.
kuskunu kopmak (I)
Bir işi bitirmek için çok emek vermek, güçlükle başarmak.
kuraşık
Bulaşık.
yücek (I)
Çamaşır.
kupliça
Hıçkırık.
kulu (II)
Kedi yavrusu.
kulfal
Mor zambak.
yüvrülmek
Koyun, keçi çiftleşmek.
zaana
Su kıyılarında yaşayan kırkayak benzeri bir hayvan.
zabak
İlk ders, sabah dersi.
köydür
Uzun floş eteklik.
kövüyh
Köpük.
zakca
Kara karga.
zakım
Tavandaki tahtalardan terleyip yere düşen kurumlu damla.
zangaç
Topal.
zarak
Ufak pencere.