Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 61/159 · üyeye göre sıralı
hezen (I)
Damların üzerine döşenen kalın ve büyük ağaç, kiriş,
takıntı (I)
Alacak, borç.
ebermek (I)
Getirmek, vermek.
çatı (I)
İp, urgan, kordon.
yakınmak
Sürmek, koymak
yakım
önemli olaylar, acılar, ayrılıklar, seviler üstüne yakılmış türkü, ağıt.
kağşamak (I)
Eskimek, yıkılmağa yüz tutmak
cılıngız
Arık, cılız.
otlamak (I)
Başkalarının sırtından geçinmek.
yalın (II)
Çıplak.
kargı (I)
Kamış.
ayın beyin olmak (II)
Şaşırmak, şaşkına dönmek, tuhaflaşmak.
işlik (I)
İş yeri, atelye.
mazı (II)
Meşe ağacı ve meyvesi.
etek (III)
Kadınların önlerine bağladıkları önlük.
engin (I)
Değer ve fiyatı düşük olan şey
yayık
Yoğurt ya da sütten yağ çıkarmaya yarayan araç.
gogelek
Böbrek.
felek (I)
Kayığın kolayca yüzdürülmesi ya da karaya çekilmesi için üzerine donyağı sürülen ortası kertikli ağaçlar.
danışmah, danışmah
Konuşmak, söylemek.
sigilotu
Kalınca yaprakları çıban ve yarayı işletip iyileştirmekte kullanılan, labadaya benzer bir çeşit ot.
godak (I)
Eşek yavrusu, sıpa.
cırmak (II)
Yırtıp parçalamak.
etekçe
[-> etekcek -1]
domuzbaşı
Hayvanların vücutlarında genellikle boğaz ve kulak arkalarında şişkinlik şeklinde beliren hastalık.
gezi (I)
Seyahat.
ülüş (I)
Komşuların birbirine gönderdiği yemek.
esilmek (I)
Eksilmek, azalmak.
aşağı yel
Güneyden esen yel, fodos, kıble yeli.
eğrelti (I)
Yıkılmak üzere olan.
yetmek (I)
Olgunlaşmak.
kıpkıp
Gözünü çok kırpan insan.
yamuh, yamuk
Eğri, bir yanı yassılmış, ezilmiş, çarpık.
gökkuşağı
Ebe kuşağı, alkım.
evcik (I)
Küçük çocukların taş ve kiremit parçaları ile evcilik oynamak için yaptıkları ev.
yalbırdak (I)
Çıplak, yarı çıplak, don gömlek.
dökme (I)
Tavan ve tabanda kullanılan ağaç kiriş.
celep (I)
Genç, güzel, gösterişli
kubaşık
Ortaklaşarak, yardımlaşarak iş yapma, imece: Kubaşıkla çift sürek.
baya (I)
Hakikaten, gerçekten, ciddî olarak: Baya bu hadise böyle mi oldu?
cavzıtmak
İşi uzatmak, yarıda bırakmak, usanarak işten kaçmaya çalışmak.
türe (I)
Görenek, gelenek.
tetir (I)
Yeşil ceviz kabuğu, nar vb. bitkilerin bıraktığı durağan boya lekesi.
zılgıtlamak (II)
Döverek ya da azarlayarak gözdağı vermek.
deveklik
Üzüm bağı.
enetmek
Hayvanları iğdiş ettirmek.
iğinmek (II)
Ikınmak.
dedirgin olmak
Rahatsız olmak, huzursuz olmak.
gözü belermek
Öfkeli ve korkutucu bir şekilde gözlerini açarak bakmak.
iğdemir
Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.
ışıltı
Parlaklık, aydınlık.
sıvaşmak (I)
Bulaşmak, yapışmak. ] işe başlamak.
yanıkmak
Yakınmak.
kart
3-4 yaşında, enenmiş erkek koyun, keçi.
düvenselik
Döveni boyunduruğa bağlayan araç, döven oku.
cırcır (III)
Pamuk kozalarının pamuğunu ve çekirdeğini birbirinden ayıran çıkrık.
beribenzer (I)
Alelade, bayağı, sıradan: Bu işi beribenzer usta yapamaz.
yağı
Düşman.
paçal (I)
Çeşitli şeylerin karışımı.
dayıbaşı
Amele başı.