Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 121/159 · üyeye göre sıralı
zambır (II)
Sinir, asabiyet.
zandos
Deli.
zangırdamak
Çıkışmak, azarlamak.
zanıtmak
Anlatmak, duyurmak.
zembelek (I)
Zemberek.
zembiligozgoz (III)
Simit, kandil simidi, çöreği.
zergi
Güçlük, üzüntü, ezinç.
zetin
Zeytin.
zınkılhıç
Tahterevalli.
zıpadak
Birdenbire.
zırpada
Birdenbire.
zırta (I)
Kızılcık ekşisi.
zırzıba (III)
Sırılsıklam.
zimbit
Sarı çiçekli, yapışkan yapraklı, genellikle deniz kıyılarında biten, kötü kokulu bir ot.
zimel
Kıldan örülen ip.
zombak
Tomurcuk.
zopo
Aklı az gelişmiş, iriyarı.
zökte
Öküz yürütmede kullanılan sopanın ucuna çakılan çivi.
züt
Salt.
abılobut
Geniş yüzlü, kaba saba ve aptal (kimse).
ağzaçık
Bir çeşit börek.
ânanmak
] Yerde sırt üstü yuvarlanmak, debelenmek (
annaç
]
badıç
Bir çeşit ot.
badis
Boncuklarla oynanan bir çocuk oyunu.
bastırık
] Ayran, şıra, peynirin torbalarında süzülmeleri için üstlerine konulan ağırlık, iri taş. (
doğdaş
Yeni doğmuş çocuk.
kangılız
Gelincik.
karağımak
] Hava kararmak. (
mırık (I)
Suyun dibine çöken ince kum.
pörtlek
] Patlak, dışarı doğru çıkık (
sesetmek (I)
] Çağırmak, seslenmek. (
sınangılı
] Deneyi yapılmış, denenmiş. (
siyem
] Başparmakla gösterme-parmağı arasındaki uzaklık (
sürçmek (I)
Düşerek yerde sürünmek. (
süreget süregel
] Durmaksızın, arka arkaya, sürekli. (
şar şar etmek
] Su bol akmak. (
şıngır şıngır
] Halk oyunu oynarken parmakları birbirine sürtmeden çıkan sesi anlatır, şıkır şıkır. (
tahanah
] Engel, takıntı. (
teprenmek
] Hastalık yinelemek, ağırlaşmak. (
tetik
] Çevik, uyanık, tez davranan. (
tomarlamak
Bağlam yapmak. (
tort (II)
Biçimsiz.
toru (I)
Koyu kırmızı (at donu).
tökezimek
] Ayak bir yere takılarak sendelemek, düşer gibi olmak. (
tüylemek
] Atlamak, hoplamak, sıçramak. (
uğunmah, uğunmak
] Çok ağlamaktan, çok gülmekten ya da acıdan kendinden geçmek, bayılmak. (
uyuntu (I)
Başkalarının arkasına takılan, işsiz, tembel, uyuşuk kimse. (
üleşmek
Paylaşmak, bölüşmek.
zebellâ
] Iriyarı, uzun, biçim-siz kimse. (
ziplemek
Saplamak, sokmak.
persek (II)
Kağnıda, tekerleğin çıkmaması için dingilin ucuna takılan demir çivi.
pesinmek
Çekinmek, utanmak.
gamile
Zayıf.
galbezi
Çocuk önlüğü.
seğriceği dutmak
Yerinde duramamak, kıpır kıpır oynamak.
gagart (III)
Çiftçilikte kullanılan zincirlerin bir ucundaki eğri demir parçası.
sehnimek
Yağmur dinmek.
gagan
Gırtlak.
gaçırmak
Kaçırmak.