Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 130/247 · üyeye göre sıralı
gaval (II)
Namlusu yivsiz tüfek.
mah mah
Hayvan çağırma ünlemi.
çakışmak
Söz yarışı yapmak.
çal (VI)
Ala renk.
cukka
Hayvan ve insan memesi.
vız vız (I)
Bir düğmenin iki deliğinden iplik geçirip, esnete esnete döndürülerek oynanan bir oyun.
küski (I)
balkaymak (I)
İki renkli, yollu ipek kumaş.
mıcırıklı
Kuşku verici, oyunlu (iş için).
cizek (II)
İz, çizgi.
cindarı
Kolay patlatılan, taneleri küçük ve sivri olan mısır.
künefe
Tel kadayıf: Künefenin şekeri az gelmiş.
cimbişlemek
Dürtmek, nodullamak.
kutla (I)
On iki okkalık, ağaçtan yapılmış tahıl ölçeği, şinik.
kurna (I)
Musluk.
kösgelmek
gaşuk
Kaşık.
köten (II)
Hayvanların boğazlarının altında çıkan bir çeşit öldürücü çıban, şişlik.
küpüç (I)
Kısa boylu, şişman (kimse).
cibara (I)
Çok çocuklu aile.
kezbi
Karpuz, kavuna dadanan karıncadan ufak, siyah bir böcek.
cırtlak (VII)
Kendini beğenmiş, şımarık.
ketir
Taşlık ve çalılık yer.
köpmek (II)
Hastalık nedeniyle karın şişmek.
kestirme (II)
Bir taşım kaynamış şıradan yapılan pekmez.
cığır (I)
el kölgesi
Salık vermek için yazılan mektup, ya da söylenen söz.
azman (II)
Çalı ve dikeni bol tarla.
korada (I)
Cılız, zayıf (insan ve hayvan için).
umaç
Bir yemek çeşidi.
kerman (I)
Kirmen.
kirşan
Üstübeç, allık, pudra,
vızıldamak
Çocuk, ince ince ağlamaklı ses çıkarmak.
kosa (III)
Köse, köse sakal.
körocak
Çocuğu olmayan aile, çocuksuz aile.
uflak, uflah
Büyük mutfak bıçağı.
azbi
Galiba, herhalde.
kocababa
Büyük amca.
ufak
Ekmek kırıntısı.
ceran (I)
Sevimli, uzun boylu, güzel gözlü insan, hayvan.
calay
Dilsiz, kekeme, peltek konuşan (kimse).
garpız
Karpuz.
azanlatmak
Azdırmak.
cere (III)
Bir malın yıllık kirası veya vergisi.
bürüklenmek
Kadın, başörtüsü örtmek.
ehti (IV)
İhtiyar.
tuzla (I)
Davarlara kırda tuz verilen düz, taşlık ve kayalık yerler.
alkış
Hayır, dua, iyi dilek: Oğlum sözümü tut, alkışımı al.
totaba (I)
Hizmetçi kadın.
kerdeme
Tere.
konğur
akca hacı
Leylek.
kazgöğsü
Parça parça beyaz bulutlar.
boncuklamak (III)
Kaçmaya, boyunduruktan kurtulmaya çabalamak (öküz).
aynaşmak (II)
Karışmak, karmakarışık olmak, birbirine girmek: Şu sıralarda işim çok aynaştı.
kılçan (I)
Keçi kılından yapılmış keçe, çul.
cırnak çekmek
Lâdes tutuşmak.
kepçe (I)
Kağnı arabasında boyunduruğun takılması için okun ucuna konulan küçük kıvrık parça.
aynaşık (II)
Karışık, karmakarışık, dağınık.
boğ (I)
Sofrabezi.