Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 130/159 · üyeye göre sıralı
gaçırmak
Kaçırmak.
gabilti
Kabul: Öyle olmazsa gabiltim dağal benim.
gabatlama
Sıkı doldurmamak, hileli doldurmak.
gabalah (III)
Bebek yatağı.
gabages
Yemeni ölçüsü.
uzunlamasıya
Uzunluğun-ca, uzunlamasına.
fufudi
Ergenlik, sivilce.
üçerdek
Yelkenleri yukarı basan makaralara dolanan ip.
fossadak
Her hangi bir cismin içindeki havanın çıkmasını, boşalmasını anlatır.
folik (I)
Kabak ekilen çukur.
folaz
Boş, çürük.
ülkü (II)
Ürkme, ürküntü.
fiske (III)
Böğürtlen.
üngü
O, bu, şu.
fisgermek
Çıban ya da sivilce çıkmaya başlamak.
ürü yaymak
Gün ağarırken sürüyü yaylıma götürmek.
firte
Hindi.
üstkabı
Yaşlı kadınların giydikleri, pamuklu köpüme, pazen hırka.
üstünden dökülmek
Yakışmamak
üstüne varmak
Saldırmak.
ağızlatmak (II)
Kesici bir aletin ağzına yeniden çelik koydurtmak: Baltayı ağızlatmağa gönderdim.
üst üste (II)
Birbiri ardınca, ara vermeden: Üstüste üç gündür sıtma dutuyor.
ütüzlemek
Gözetlemek, gizlice izlemek.
fıkkadak
Bir etki sonucu ani ölümü anlatır.
fıkka (I)
Kutu, küçük kutu.
üzgece kalkmak
Yüzmek, yüzmeye başlamak.
üzüm böyrülce
Ak renkli ortası sarı bir börülce çeşidi.
var sağlıcağlan
Güle güle.
vatı
Sığırlara yem olarak verilen böğürtlen çalısı ve yaprağı.
vayış
Bir işe birlikte girişen, tarlayı ortak eken iki kişiden her biri: Benim vayışın öküzü ölmüş.
veregen
Eşcinsel.
ferec
Süprüntüyü alıp atmak için kullanılan kürek biçiminde saplı araç, faraş.
veyyik
Üveyik.
faşıradak
Her hangi bir şey bolca ve birden akmak: Kızgın yağ faşıradak çocuğun ayaklarına dökülmesin mi?
fasetmek
Kaçmak, bırakıp gitmek.
fasan
Güzel.
vık dimemek
Baskıya, sıkıntıya, acıya ses çıkarmadan dayanabilmek: Dayak altında ezdiler de vık dimedi.
fasalak
Kaba, yobaz
vıstıvıcırık
Karmakarışık.
vızıklamak
Oyunda mı-zımak.
eziyh
Ezik.
eyveten
Çok aceleci adanı.
viranlamak
Yıkılmaya yüz tutmak.
eylece
Öylece, olduğu gibi.
eyir (I)
Kızılcık.
eyiceme
İyice, adamakıllı.
evsane
Aklı eksik, aklını yitirmiş, deli.
evcik (III)
Keklik avlağı.
et kırmak
Çok yorulup terledikten sonra kol ve bacaklar sızlamak, tutulmak.
et çamır
Kil çamuru.
eşgice
Kireçli topraklarda yetişen kökleri ve yaprakları ekşi bir bitki.
ersin (II)
Bir çeşit güzel kokulu bitki.
yahın
Yakın.
yakın gitmek
Cinsel ilişkide bulunmak.
erklilik
Özgürlük.
enser
NULL
ennimene
Bir çeşit mantar.
enlik (III)
Yüze sürülen kırmızı boya.
yalbır (I)
Parlak.
yalhı, yalhı (II)
Yılkı.