Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 131/159 · üyeye göre sıralı
endva
Artık, şimdi.
yalım (III)
Zayıf yüzlü. [yalın
endira
Şuraya.
endime
Köy evlerinde her hangi bir eşya koymak için yapılan kapalı yer.
zevklenmek
] Alay etmek. (
yalpahlıh
Döneklik.
ağdırma
Yağmur veya güneşten korumak için evin bir tarafına yapılan ve arkası duvara verilen çatı, sundurma
yamıltmak
Eğriltmek.
yamsılak
Aşırı uysal, boyun eğen: Yamsılak herif! Sen hep böyle emir gulu olarak mı yaşayacaksın?
elmek (III)
Ölmek.
elmabaş tüfeği
Ağız tarafı geniş ve kabarık, horoz tarafı dar olan av tüfeği.
elikli
Besili.
eli belinde (I)
Bir çeşit kilim motifi.
yanlama (I)
Sınır.
yanlama (II)
Pulluk.
yanlama (III)
Bir evin çatısına ekleme olarak yapılan oda. ] s
yannık düren
Son çocuk, tekne kazıntısı.
eli ağzına varmak
Halini düzeltmek: Eli ağzına vardı da burnu büyüdü.
elge
Getir anlamında kullanılır.
yapcacık
Çok yavaş.
eletgeset
Çarçabuk, tezel-den: Ahmet atla geldi, eletgeset geri döndü.
elemit (II)
Boğmaca hastalığı.
yapmak yasamak
Yapıp, düzenlemek.
yaprıh
Mil, lığ.
yarenlik etmek (III)
Kadın kadına sevişmek.
elden dutmak
Para yardımı yaparak kalkındırmak: Elinden dutluklarının hepsi zengin oldular.
elde galmak (II)
Kopup kopup gelmek, neye el uatılsa boşa çıkmak.
elbeşte (II)
Erimiş, pelte-leşmiş.
ekebir
Kibirli, gururlu.
eğşilik
Yeşil köklü ve yuvarlak yapraklı mayhoş bir bitki.
yasınlamak
Nişan almak.
eğrioğlan
Bakırcıların kullandıkları bir aygıt.
yassıgelen
Yassıca, yassı gibi.
yastık (III)
].**. tarlanın iki başına, enme çekilen çizgi.
yatakcıl
Düşkün, sürekli yatmaya gereksinme duyan.
yatsılık
Gece yatmadan önce yenilen çerez.
efir küfür etmek
Kızgınlıkla ağzına geleni söylemek, küfretmek.
ecemük
Zayıf, cılız.
ecef
Acaba.
ebizemzem
Gökkuşağı.
ebehörlüm
Beş nisanda esen fırtına.
ebebe (II)
Salyangoz.
düöd
Dört.
dünle
Sabah erken, gün ağarmadan: Yarın sabah ava gideceğiz, dünle kalk.
düğen (III)
Bir çeşit dokuma tezgâhı.
düfa
Dokuma tezgâhlarında tarağı tutan ve mekik ipliklerini sıkıştırmaya yarayan aygıt.
duzluma
Kaynamış darı ya da buğday.
duta toplamak
Meyveyi, örselenmemesi için elle kopararak toplamak.
duşlanmah
Bir şeyin üzerine düşmek, onu kendine iş edinmek, dadanmak.
dustak
Tutuklu.
yelen (II)
Kasırga.
dunek
Tünek.
dudhun
Tembel ve işini bilmeyen kimse.
dövlet guşu
Baykuş.
döşdük
Kadınların iş yaparken kullandıkları önlük,
yemete
Küçük testi.
yemsimek (II)
Sığınmak, kapılanmak.
dölehli
Baykuş.
dökmece
Bir tepsiye bir kat yufka kırıntısı, bir kat dövülmüş ceviz olmak üzere kat kat döşenen ve üzerine eritilmiş yağla pekmez şerbeti dökülerek yapılan bir çeşit tatlı.
döğgeç (I)
Yıkamak için ıslatılmış ve üstüste yığıl çamaşır.