Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 133/159 · üyeye göre sıralı
-den ötürü
Hakkında: Baban benden ötürü ne dedi.
dengeltoslak
Yuvarlanarak yere düşme hakkında kullanılır: Ağaçtan dengeltoslak yuvarlandım.
denegutnu
Kurdeşen denilen deri hastalığı.
zerene
Çünkü.
zıbıldak (I)
Doğranmadan, yağla pişirilip yenilen taze börülce, fazulye.
zığ (III)
Ezinç, üzüntü.
zılgıdı yemek
Tokmak.
delip takmak (II)
Süslenmek, yeni elbiseler giymek.
deligücük
Şubat ayı: Deligücük bu yıl canımızı yaktı.
zılgıtlamak (III)
Kışkırtmak.
zılla (I)
Hızlı.
deli dembesek
Saçma sapan: Deli dembesek ne konuşup duruyorsun.
zımbıklamak
Sersem.
zımbuk atmak
Düdük, küçük boru.
deleşik
Beceriksiz, üstü başı düzensiz
deledöz
Mayası bozuk, soyu bozuk, yalancı, dönek olan
zındı
Küçük torik, -ist.
deksiz
Çok konuşan, yersiz söz söyleyen: O deksizin biridir.
değpiri
Değerek, sıyırarak: Kurşun girmemiş, çeneden değpiri geçmiş.
değirmenci
Siyah bir üzüm çeşiti. [değirmenci üzümü
değindi
Haydi anlamında kışkırtma, isteklendirme için kullanılır: Değindi göreyim seni.
değışmak (I)
Değiştirmek.
debeng
Sersem, ahmak, şuursuzca hareket eden.
zırt zırt
Sık sık ve birdenbire.
zıvgar (III)
Kalın sırık.
zıvrınmak
Kayarak inmek.
zimbil zimbil
Sarkık, dökük.
zimilacı
Kışın yemiş veren bir çeşit diken.
davşan elması
Tavşanların yediği küçük elma.
ziplenmek
Saplanmak.
daşama
Ahırda hayvanların rahat yatmaları için yapılan tahta döşeme.
abli (I)
Sönmeye yüz tutan ateşin üzerini kaplıyan beyaz kül tabakası.
daslah
Taslak.
zöbül zöbül
Eski, orası burası sarkan, bol giysi.
zunnuk zaarı
Eşik altındaki delikten girip çıkan küçük köpek.
daramak (II)
Sivilce, çıban çıkarmak.
dancuhup durmah
Mahzun, hareketsiz, düşünceli durmak, içi sıkılmak.
adamsamak
] Adam yerine koymak, önemsemek. (
danaaş
Danaları kovalama ünlemi.
ağırsınmak
] Ağır bulmak, yüksünmek. (
ağmak (III)
] Ağır gelmek, yükün bir yanı aşağı sarkmak. (
dalınca
Arkası sıra, arkasından.
dalar
İçine hellim denilen peynir konulan, ince dallardan örülmüş bir çeşit küçük sepet, peynir kalıbı.
dakma (I)
Yelek.
dakım (III)
Erkeğin cinsiyet organı.
dahret almak
Taharet almak, temizlenmek.
dahne
Başa bağlanan yemeni.
dahdetmek
Gitmek, yapmak.
anız
Ekin biçildikten sonra tarlada kalan kökler. (
annağa gelmek
Sözü işitecek, duyacak yere gelmek, yaklaşmak.
annamak
] Anlamak, kavramak. (
dadıhmak
Yemek ve süt bozulmak.
dadanmak
Hazırlanmak:
dablak (II)
Ablak suratlı.
dabdır ayağa kalkmak
Saygıyla sıçrayıp ayağa kalkmak, birdenbire kalkmak.
dabandoru
Yayan, yürüyerek.
ayağı ağır
Yüklü, gebe.
çütçü
Çiftçi.
ayama
Lakap, takma ad.
çüle
Çoban yamağı.