Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 136/247 · üyeye göre sıralı
harmanda
Hizmetçi, uşak.
piy (II)
içyağı.
arımak (I)
Yorulmak.
ardala (I)
Etin işe yaramıyan parçası.
başga
Başka.
haraza (V)
Kavga, gürültü, karışıklık: Harazayı bırakın da güzelce görüşelim.
arı buğday
içinde yabancı tohum bulunmıyan buğday.
kargış etmek
periktirmek (I)
Ürkütmek: Tavukları periktirdim kümese girmiyorlar.
pençeviş
Karaciğer.
angıç (II)
Zakkum ağacı.
harana (II)
Çok geniş
gaklık
Suların biriktiği çukur yerler.
peçal
Kolu, bacağı sakat, düşkün kimse.
pata çakmak
Elle selâm vermek.
pedrik (II)
Temizlenip taranarak eğirilecek duruma getirilmiş pamuk yumağı.
indirik
Koltuk altında çıkan çıban, köpek memesi.
pastal (II)
Tütün yaprağı dizisi.
gacar (I)
Hileci.
parpazlamak (I)
Acıdan kıvranmak.
gabatülek
İki yaşındaki keklik.
cura (IV)
Erkek atmaca.
hansı
Hangisi?
cumur
Yağda kızartılmış ekmek.
ilimek (I)
Yaramak, fayda vermek, yenen ya da yapılan bir şey içe sinmek.
ala boklu
Yarım yamalak, yarı kirli, işe yaramaz halde (iş hakkında): Elindeki işi ala boklu bıraktın.
fişenk
Mermi, kurşun.
ırahı
Rakı.
fisildemek
Fısıldamak, yavaş sesle konuşmak.
paçur
Üstü başı dağınık, pis, düzensiz.
pambucak (II)
Küçük çocukların ağzında olan pamukçuk hastalığı.
ıpılamak
Parlamak, parıldamak.
özek (VI)
Ağacın, bitkinin içi, özü.
hamazlamak (I)
Söz getirip götürmek, dedikodu etmek.
ahır (II)
Sonunda, sonra.
fışgın
Sürekli yağmur.
fırıt
Çuval.
örneksiz
Çirkin, suratsız.
örk (III)
Kök.
halva
Helva.
öngürü
Ora, orası.
puşta (III)
Bağ, bostan, sebze ekilen evlek.
fengire
Yün eğirmeğe yarayan iğ, kirman.
halka (I)
Saban ile boyunduruğu birleştiren ağaç.
hamak (I)
Olmamış, ham.
afalamak (II)
Afallamak.
farımak (IV)
Ateş sönmeye yüz tutmak.
hot (II)
Çocukların değnekle, kutu, yuvarlak taş ya da aşık büyüklüğünde bir ağaç parçasına vurarak oynadıkları oyun.
faldıramak
Soğuktan titremek, çeneleri birbirine vurmak.
hondaz
Kabasaba, biçimsiz (kimse): Bırak şu hondazı.
oylanmak
Boş yere vakit geçirmek, oyalanmak.
agit
Kuvvetli kişi, yiğit.
combaz (I)
Başın tepe kısmında bırakılan uzun saçlar, perçem.
barana (VI)
Lop yumurtanın üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yapılan bir yemek.
abralı
Dengeli, muvazeneli (terazi).
eyin beyin olmak
Şaşırmak.
gürem
Küme, sürü, kafile.
nalet
Lanet.
ettikleyin
Söylediği, dediği gibi.
banbul (I)
Tombul, şişman kadın veya kız.