Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 138/159 · üyeye göre sıralı
seyrekletmek
] Fide, fidan vb. ni aralıklı duruma getirmek, aralamak. (
birbaş
Doğrudan doğruya, hiç bir yere uğramadan.
binlik (I)
Bağ bozumu toplantısı, eğlencesi.
binelemek
Yenmek.
sıkırcım
] Korku, baskı, sıkıştırma. (
bilikli
Anlayışlı, akıllı, bilgili.
sınangı
Deney.
sındı (I)
] Makas. (
sıypıncak
Düz. (
sıyrıkmak
] Sıkıntıdan, çıkmazdan kurtulmak. (
sibek (I)
] Küçük çocukların yataklarını kirletmemeleri için beşiğe takılarak sidiği oturağa akıtan boru, kamış. (
sifinnik
] Depodan değirmenin çarkına hızlı su veren dar delik. (
bibplatmak
Ağzına kadar doldurmak: -Bu bardağı bibplatta gatur içem.
bıtmak
Sıkıştığı yerden birden kurtulmak: Balık elimden bitti.
bıldırki
]: Evvelki, geçen.
bıcırgan (I)
Midye.
solağan
] Genellikle atlarda görülen solunum yolu hastalığı: At solağan oldu. (
soluğan
Çok soluyan, tıknefes (at için). (
songürlük
Sonradan varlıklı olma, şansı açılma.
bıcık (I)
Dişi kedinin üreme organı.
soyuh (I)
] Soyulmuş, yüzülmüş. (
sönge
] Fırın süpürmeye yarayan, ucunda ıslak bez bulunan sopa. (
sörpümek
] Pörsümek. (
söve (II)
Sepet örmekte kullanılan ince, yassı değnek, çıta.
söylemen
] Çok konuşan, konuşkan. (
sözüngelimi
] Sözün uygun olması, sırası gelmesi: Canım eyle deyil ama sözüngelimini dey-rim. (
sualtı
] Sulak yer, yakınından dere ya da ark geçen tarla. (
belürgen
Belirti, ilk görünüş.
belinlemek (III)
Uçuklamak, dudakta uçuk çıkmak.
sümüç
] El gergin durumdayken başparmakla göstermeparma-ğı arasındaki uzaklık. (
süprük
] Süprüntü, çerçöp. (
sürtük
] Oynak, hoppa kadın. (
sütlü
Sütlaç.
behdem
Kabiliyet, elinden iş gelme, beceriklilik.
şalak
] Olgunlaşmamış karpuz, kavun. (
bece (III)
Arı oğulu.
şaşıbeş
] Şaşı. (
beca
Baca.
bazma (II)
Kalıp haline getirilmiş tezek.
şevet
] Demir. (
baytar
Bayır yokuş.
bayrım (I)
Cuma.
bayhır
İniş aşağı.
bayanda
Her hangi bir şeyin devrilmemesi için vurulan destek, payanda.
şiptirme
] Hoppa, oynak kadın, (
başlak (II)
Başı açık.
şuncacuh
] Şu kadarcık. (
tağ
Karpuz kavun vb.
tağara
] Odun kesmeye yarayan keski. (
başa tapmak (II)
Anlamak, akıl erdirmek: Nasıl başa taptın mı?
başa erişmek
Kız, erkek evlenecek çağa gelmek, buluğa ermek.
talaka
] İki ya da dört tekerlekli at, eşek arabası. (
barmel
Büyük fıçı, varil.
bardi çakalı
Bir cins çakal:
barbal (II)
Kurutmak için üst üste ipe dizilmiş mısırlar, koçandan ayrılarak kurumaya bırakılan mısır demeti, yığını.
tanyıldızı
Çobanyıldızı.
barbal (I)
Değirmen taşında suyun çarptığı kanatlar, su türbünü.
tapan sırığı
] Ekilen toprağı düzlemeye yarayan ağaca takılan sırık. (
tapa yapmak (II)
] Başa kakmak. (
taptamağ
] Dövmek. (