Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 150/247 · üyeye göre sıralı
folak
Peltek, kelimeleri tam ve doğru söyleyemeyen.
iti (IX)
Kötü, fena, iğrenç.
üşek
Vaşak.
körelmek (III)
Kaynak, suyu azalarak kurumaya yüz tutmak.
yabansoğanı
Peynire de konulan, sarmısak tadında bir ot.
garatavuk
Karatavuk denilen sığırcık büyüklüğündeki bir çeşit kuş.
gorum (III)
Kurum, is.
ünâ
Aksi, söz dinlemez.
issi (II)
Hamam.
debre (I)
Hızlı, sürekli.
buğa dikeni
Yılan sokmasında ilâç yerine kullanılan bir bitki.
übübük
İbibik.
iskembi
Sandalye.
iskefe
Sahtiyanın dış yüzünü kazıyarak yumuşatmak için kullanılan araç.
uyar akıllı
Başkasının sözüne giden, aklını kullanmayan.
uspayı vermek
Ölçülü davranma dersi, eğitimi vermek.
dayra (I)
Elbise, üç etekli kadın elbisesi.
irkmek (II)
Tiksinmek.
urmak (I)
Vurmak.
eymece (II)
Yaş ağacı eğerek yapılan yay.
irgenmek
İğrenmek.
uşgun (I)
Salatası, turşusu, yemeği yapılan ve kıraç yerlerde yetişen otuz santim boyunda, ekşi bir bitki.
dayama (IV)
İçi ot dolu yastık, sedirlerdeki arka ve yan yastıkları.
ipburnu
Yaban gülünün meyvesi.
ipağacı
Dokuma tezgâhı.
börtlenmek
Haşlanmak, yanmak, ısınmak, kızarmak.
esnek (VIII)
Delimsek, delişmen.
bönlenmek
Bilmemek, bilmezden gelmek.
imirmek
İçi geçmek, yarı uyur yarı uyanık olmak.
tüve
Doğurma yaşına gelip doğurmamış dana.
imi bir olmak
Aynı düşüncede, aynı kanıda olmak.
dare (II)
Tef.
bört (III)
Yarı kurumuş meyve, zerdali.
ubalanmak
Oyalanmak.
kurtlingi
Bir çeşit at yürüyüşü.
daraklık (I)
Etin fileto kısmı.
ilişe
Sebze fidesi.
daramak (I)
Taramak.
tüfe (I)
Dokuma tezgâhlarında tarağı tutan ve mekik ipliklerini sıkıştırmaya yarayan araç.
ilikme
içinde taze peynir biriktirilen tulum.
ilice
Ilıca, kaplıca.
ilersik
Don uçkuru.
tuta
Karadut.
dank (I)
Grip, nezle.
eğirmek
Hayvanları bir araya toplamak.
dâni, danî (I)
Değin, kadar, dek: Bu dâni uşam var, gene ele möhtaç mı olum.
iğnelik (i)
Saat otu, turnagagası otu.
eğim
Bir insanda doğuştan gelen özellik ya da yetişme gücü, istidat, anıklık.
toscu
Değirmen işçisi.
dangalak (II)
Bir şeyin büyüğü, irisi, iriyarı adam.
tozaklamak
înce ince kar yağmak.
iğdir (I)
Hastalıklı, cılız, çok zayıf.
dangalak (I)
Boşboğaz.
eğir (II)
Arıların çıkardığı bir çeşit salgı.
elekçi
Çingene
danagöz (I)
Bir çeşit ekşi, kara, sulu üzüm.
efelek (II)
Herkesin söylediğini yapan, iltifattan hoşlanan, iltifat meraklısı (kimse).
alafdar
Her çeşit hububat satıcısı, zahireci.
topak (IV)
Yufka ekmeği hamuru: Gış epmeğini dört topaktan yaptık.
damlalık
Saçak altına konulan teneke oluk.