Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 155/159 · üyeye göre sıralı
kesek (II)
] Sıkışmış, kuru toprak parçası. (
zivlemek
] Belli etmeden sessizce kaçmak. (
harlek
Koşut, paralel: Bu tavan harlek direklenmiş. (
gürnemek
Koyunlar sıcakta gölgeye toplanmak.
tort (III)
] Çoban köpeğinin boynuna takılan demir halka. (
ket
] Eskiden potin üstüne geçirilerek bağlanan, diz kapaktan topuğa kadar uzanan kösele tozluk.
zirciyh
] Şımarık. (
kevgür
] Sukabağından yapılan kap. (
gulu
] Hindi. (
kevik (II)
sohariç
cuhur
kezlemek
Doğrultmak, nişan almak:
gulağasmamak
Önem vermemek.
göze (I)
] Oda. (
kığılcım gibi
] Sürekli ve tez: Kığılcım gibi kapı çalıyorsun. (
kığışlamak
] Yel estikçe kuru yapraklar sürtünerek ses çıkarmak, hışırdamak. (
kılağı
] Süs, boya, cila. (
kılağlanmak
] Süslenmek, boyanmak: Şimdiki kızlar kılağ-lanıp çarşıya çıkıyorlar. (
kılamada
Budandıktan sonra kurumuş asma dalı.
kılamık
Süpürgeotu.
kılan
] Tüyü bozulmuş, kılı çoğalmış tiftik keçi. (
dızlığ
Hırka, kadın ceketi.
kıldır
Çok konuşan.
tosulamak
] Güç ve hırıltılı soluk almak. (
kılık (I)
Resim, fotoğraf:
kınacık
[-> kinik (II)]
kıncımak
] Yumuşak nesne iki sert cisim arasında ezilmek, patlamak: Bisikletin iç lastiği kıncıdı. (
kındıllanmak
] Yuvarlanmak. (
kınıksımak
] Kanmak, doymak, alışmak. (
kınnık
] Kama, bıçak vb. gereçlere kın yapmak için hazırlanan ağaç, meşin. (
totahami
] Kimi hastalığın belli zamanlarda belirmesi. (
kıraltı
] Kırlık, saçtaki aklık. (
kıran (I)
Çoluk çocuk.
di (I)
[->de II)]
kırbız
] Ateşli hastalıklara em olarak kullanılan yüzü pürüzlü, morumsu al, keçiboynuzu çekirdeğine benzeyen bir çeşit boya maddesi. (
kırç etmek
] Kapı açılırken ses çıkarmak. (
görükmek
] Görünmek. (
kırfacan etmek (II)
] Koparmak, ezmek, dağıtmak.(-Mr.; -Yz.
kırf etmek
Hastalık, yatağa düşürmek. (
kırgı
] Küçük parça: Odunun kırgısı. (
göreslemek
] özlemek. (
kırık dökük
] Ufak tefek (
göğerti
] Yeşillik, yeşerti (
kırkır
] Geveze, çok konuşan kadın. (
zillenmek
Filizlenmek.
goresimek
zili
Kilim.
kırtlama
Şekeri ağızda tutarak çay içme.
kırtmıl
] Uyuz, sürekli kaşınan: Kırtmıl bir iti var. (
abacık
[->abbak I) -1]
tömeken
] Semizotu. (
gidek
] Keçi yavrusu. (
gındıllanmak
gıdık gıdık
] Köpek çağırmak ünlemi. (
tömsek (II)
] Kabarık, tümsek. (
kıvrık (II)
] Dönemeç: Aha, yolun şu kıvrığına varınca sağa dönersin. (
töpheli
] Alevi. (
kıyık (I)
Çuvaldız. (
concoloz (III)
[-> congalaz I) -1]