Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 156/247 · üyeye göre sıralı
durumsuz
Yerinde duramayan, hareketli, haşarı, yaramaz.
şak, şah (III)
iri ve güzel aşık.
şan
Ün.
gol (I)
Kol.
süzme (II)
Torba.
şah (I)
Yeni sürgün, filiz.
süygün (I)
Sürgün, filiz.
şınavar
Büyük tekne.
dökgün
Verimli: Büberlerin dökgünü çok iyi.
goçak
Cesur, yiğit.
sürüntü (IV)
Durmadan yer değiştiren, çok gezen, serseri.
sümündür
Bulgurun ufağı.
gizbe
Issız, izbe, kuytu yer.
giyle
Karda batmadan yürümeyi sağlayan ortası iple kafes şeklinde örülü, ağaç çerçeveli bir çeşit ayakkabı.
kurebi
Diken ve çalı kesmeye yarayan, ucu kıvrık, küçük balta.
girge (I)
Büyük kazan.
dort
Tortu.
sülük (IV)
Salyangoz.
don daşı
Üzerinde çamaşır yıkanan taş.
döğmelik
Yarma yapılacak buğday.
giliç
Ekşili, terbiyeli köfte.
söyke (II)
Destek, dayanak.
doğanah (II)
Yük, denk sarılacak iplerin ucuna geçirilen ağaç halka.
söğecen (I)
Aşağılayıcı sözleri çok kullanan, ağzı bozuk.
soba (I)
Ev içinde küçük banyo, gusulhane.
soya (VI)
Bıçak.
donak (II)
Yeni yapılan bir evin kapı, pencere, tavan, döşeme gibi kısımları.
sinenmek
Saklanmak, gizlenmek.
apansız
Birdenbire.
didmek
Ditmek.
dikeden atmak
Korku ve heyecanla birdenbire irkilip sıçramak.
gıvışdamak
Hareket etmek, kımıldamak.
belerze
Nevruz, martın yirmi ikisine rastlayan gün.
lombadak
Ansızın, birdenbire: Saat duvardan lombadak düştü.
dık dık
Kümes hayvanlarını çağırma ünlemi.
dılacan (I)
Yaramaz, yerinde duramayan, hırçın (kimse).
delgiç
Ucu sivri demirli, ağaçtan tutacak yeri olan ve tütün dikmeye yarayan bir aygıt.
debildek (II)
Topraktan yapılmış iki çanağın üstüne deri gerilerek yapılan ve iki değnekle çalınan çalgı.
gıcarmak
Oyun bozanlık etmek, mızıkçılık etmek.
sınak
Denenmiş.
dayılanmak
Büyüklenmek, böbürlenmek.
gezyarma
İki üç yaşına kadar kısır kalan keçi, koyun.
leylim (II)
Tatlı limon.
delik (III)
Kızlığı giderilmiş, bikri bozulmuş: Delik çıhtı diyi gızcağızı giri göndermişler.
ağız (IV)
Ezgi, musiki makamı: Urfa ağzı.
seki (VII)
Bağ duvarı.
sazlanmak
Kendi kendine yavaş sesle şarkı söylemek: Sazlanarak yürüyen, farkına varmadan yol alır.
şırlamak (I)
Su az akmak.
yivlim
Dağlar arasındaki çukur yer, vadi.
selve
Boyunduruğa geçirilen ağaç.
küngeci
Çöpçü: Küngeci, küngeyi aldı mı?
inanca
Sözüne güvenilir, inanılır (kimse).
tanazlık
Kayık küpeştesine eklenen eğreti tahtalar, dalgalık.
germane
Elde yün eğirmeye yarayan araç, kirmen.
dalavar
Üstü çalı çırpı ile örtülmüş bağ, bostan kulübesi.
daldızlamak
Beğenmemek, ince ince hesabetmek.
dadanmah
Alışmak.
çek (II)
Harmanda sap yığınlarını yıkmak için kullanılan uzun saplı çengel.
dabbasan
Düztaban, uğursuz.
çütçü
Çiftçi.