Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 162/247 · üyeye göre sıralı
salık almak
Bilgi almak.
mantuvar (I)
Kulak ağrısını geçirmek için kullanılan, çiçekleri güzel kokulu ve sarı renkli bir kır bitkisi.
değışmak (I)
Değiştirmek.
dingiş (I)
Çok uzun boylu ve zayıf (kimse).
evgöre
Herhangi bir kimseye götürülen yeni ev hediyesi.
mandam
Toptan, tüm.
mancük
Şal dokunurken geçme ipliğinin sarıldığı ağaçtan yapılmış araç.
şirlez
Duvar yapılırken araya dökülen sulu çamur.
maloz (II)
Küçük taş kırıntıları, moloz.
cibiz
Dişi devenin erkek deveyle çiftleşmek istemesi.
çipil çipil (III)
Gözün çapaklı olduğunu anlatır.
eldirek (II)
Kalaycı kıskacı.
çimeter
Yemek seçen, az yiyen (kimse).
azaski
Çizme, yumuşak deriden yapılmış dar çizme.
çirçel
Üvendirenin ucundaki kıvrık demir.
çoluk (I)
Hayvanları bağlamak için boyunlarına geçirilen "U" şeklinde ağaç.
makık (I)
Çok ekşi.
maka (III)
Kurbağa.
eldem
Alışkın, ehlî.
mağbar
Dokuma tezgâhında dokunan bezin sarıldığı ağaç.
çimbita
Kare şeklinde kesilen hamurun iki köşesinden sıkıştırarak yapılan bir çeşit makarna.
mafrak
Leblebicilerin tavada kavrulan nohudu karıştırırken kullandıkları silindir biçimindeki ağaç.
ekşimük (I)
Yeşil köklü ve yuvarlak yapraklı mayhoş bir bitki.
maçça (II)
Neden.
ekmek aşı
Kurumuş ve bayatlamış ince ekmek dilimlerini soğan, kıyma ya da bulgurla pişirip, üzerine sarımsaklı yoğurt dökerek yapılan bir çeşit yemek.
cızıkmak (II)
Dönmek, caymak.
şillez
Harç.
ekâh
Ekelim anlamında.
çevk (II)
Çevik olan (kimse): Çevk gel ha. Senin çocuğun ayağın çevkmiş.
çıbıl
Yayık.
çepinlemek
Tarlayı çapalamak: Bugün havayı güzel gördüm de bahçeyi çepinledim.
eğrice (II)
Hıdırellez günü.
akcilim
Su geçirmiyen, gri renkli, killi toprak, kaolen.
eğreti
Bir işin gelişigüzel yapılması.
çenge (III)
Çene: O kadar çengesi kuvvetli ki bir lâfa başlasa akşama kadar bitmez.
şıvşıt
Çarpık, yamuk.
lezgi (I)
Sersem, beceriksiz.
şibermek
Çok şımarmak.
eğe (II)
Çakı, bıçak vb. eşyaların ağızlarını keskinletmek için kullanılan bir araç.
şırtanak
Yağsız, zayıf et.
çenge (I)
Avuç, el.
cıvzıklamak
Acele etmek.
şinavat (I)
İçinde üzüm ezilen tekne.
lembeki
Küçük tabak, küçük sahan.
çenge (II)
Duvar köşesi.
şeytandüğünü
Kasırga, bora.
ayuk (III)
Artık.
çelik (VII)
Yünleri ip haline getirmeğe yarıyan ağaçtan yapılmış bir aygıt, kirman: Keziban çelik eğiriyor.
latka
iki kulplu küçük küp, çömlek, testi.
çelen (VI)
Yakışıklı (delikanlı).
çelep (I)
Tanrı.
lapatga
Kalın saçtan yapılmış kürek.
lap (II)
Avuç içi.
cırtlık (III)
Süpürge yapılan bir çeşit ot.
şergillenmek
Zorla yaptırmak, baş belası olmak.
lâlek
Leylek.
çel (II)
Yaramaz (çocuklar hk.): Bizim çocuklar çok çel ; hiç rahat durmuyorlar.
çeltek (V)
Kabuklu pirinç.
çatlankoz
Bir cins yabanî ot, hindiba.
şelek (VIII)
Şaşı.