Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 167/247 · üyeye göre sıralı
cilek
Yabanî çilek.
kıbal (I)
Yüz.
diz donu
iç donu.
teysiran
Tekneden hamur kazımaya yarayan bir çeşit araç.
kevzen (II)
Verimsiz, çorak toprak.
kevzen (I)
Tembel, işini ağır yapan.
tılkımak
Salatalık, kabak vb. sebzeler kuraklıktan buruşmak, bozulmak.
ciskal
Kıvılcım.
çatırık (II)
Toprağın don tutma zamanı, çok soğuk (hava hk.).
kevik (V)
içine ot basılmış hayvan derisi.
cıvıklamak (I)
İshal olmak.
dirneştirmek
Toplamak.
keşenk
Kırmızı, özlü yapışkan toprak.
cırmak (IV)
Kaçmak.
kesme aşı
Kesilmiş hamurdan yapılan çorba.
kertilmek (IV)
Övünmek, gururlanmak.
kereki
Aba.
ters türs
Yalan yanlış, düzensiz.
ker (VII)
Eşek, sıpa.
cıngıllı (II)
Oynak, şımarık (kadın hk.).
cibil (II)
kepeği tükenmek
ölmek.
cıdamak (II)
Sabretmek.
cıdıl
Elin en küçük parmağı.
keneağacı
Sütleğengillerden hintyağı çıkarılan bitki.
cıba (VII)
Domuz yavrusu.
cıdır (V)
Gurur, onur.
dinek (IV)
Konak, mola verilecek yer.
kelmak
İri delikli büyük kalbur.
kelep (III)
Boyunduruk: Öküzleri keleple.
cerp çekmek
Zorlamak, mecbur tutmak.
kelek (VIII)
Düzen, hile.
avrad
Kadın, karı, avrat.
kekiş (I)
Pamuk kozasının kabuğu.
dillitoy
Uzun gagalı büyükçe su kuşu.
kekeç (IV)
Ters.
dilkicik
Kağnılarda dingilin üstünde boyunduruğu tutmaya yarayan demir.
can cara
Derman, güç: Bu sene çok çalıştığımdan canım caram kalmadı.
ceç görmek
Buğday yığınını harmanda ölçmek.
kehân etmek
Sebze ve ekinin içindeki yabancı otları temizlemek.
calbuk
Leblebi.
kedele
Toprak kap, küçük çömlek.
tepiz
Topluiğne.
dilâlenmek
Üşenmek.
tepecombalak kılmak
Takla atmak: Çocuklar bahçede tepecombalak kılıyor.
avız (I)
Ağız.
cakılı
Kargaya benzeyen, eti yenen bir kuş, karatavuk.
cağa (III)
kazan (I)
Su çevrisi, kuyu.
difrin
Yunus balığı.
bülü bülü (II)
Tavuk.
kaymak tutmak
Yağmurdan sonra toprak üstü sert tabaka tutmak.
dızgırmak (I)
Hiddetlenmek, öfkelenmek.
tenzif
Kadınların süs olarak özellikle feslerine taktıkları gümüş zincir, altın dizisi vb. şeyler.
çalınmak (II)
Sürünmek, uğraşmak, sokulmak.
tereke (III)
Ev eşyası: Yangından evin terekesini kurtarmışlar.
burmak (III)
Hayvanların üreme organlarını burarak erkekliğini gidermek.
dırvana
Yayık.
kayık (I)
Tırpanı ağaç sapa bağlayan halkaya sıkıştırmak için konulan, küçük ağaç parçası.
tentürük
Topaç.