Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 168/247 · üyeye göre sıralı
cıvıklamak (I)
İshal olmak.
tokuldaşmak
Konuşmak, yarenlik etmek.
kazan (I)
Su çevrisi, kuyu.
cıngıllı (II)
Oynak, şımarık (kadın hk.).
difrin
Yunus balığı.
kaymak tutmak
Yağmurdan sonra toprak üstü sert tabaka tutmak.
dızgırmak (I)
Hiddetlenmek, öfkelenmek.
dırvana
Yayık.
kayık (I)
Tırpanı ağaç sapa bağlayan halkaya sıkıştırmak için konulan, küçük ağaç parçası.
cırmak (IV)
Kaçmak.
kayar (II)
Onur, namus: Kayarına dokunmak.
tingil (II)
Bir şeyin tepesi: Ben şu kavağın tingiline çıkarım.
cerp çekmek
Zorlamak, mecbur tutmak.
acığ etmek
Küsmek, darılmak: Ahmet acığ etti de yemek yemedi.
cıba (VII)
Domuz yavrusu.
cıdamak (II)
Sabretmek.
timar etmek (I)
Ağaçları budamak, kesmek.
kavsara (VI)
Hafif, zayıf kimse.
avdal
Alık, aptal.
dıpdızlak
Çırçıplak.
cacırın
Kavrulmamış undan yapılan helva, tatlı.
kavcar (I)
Ağaç rendelenirken çıkan talaş.
cıdıl
Elin en küçük parmağı.
kavara çekmek
Yellenmek.
kavak atmak
Güreşte tepe üstü yuvarlamak ya da yuvarlanmak.
cebelleşmek
Kavga etmek, sataşmak, çatmak.
ceç görmek
Buğday yığınını harmanda ölçmek.
katık etmek
Az az yemek.
kaş kaş
Dizi dizi, sıra sıra.
büznük (I)
Sıkılgan.
dıngılamak
Kımıldamak, sallanmak.
tısıl tısıl
Burnu tıkanmış, nezleli kimsenin nefes alması için.
kaspanak
Zorla: Elinden ekmeğini kaspanak aldı.
toruş (I)
Kütüklerin ve büyük ağaçların tepelerine açılan, kolay sürüklenmesini sağlayan kayış ya da ipin geçirildiği delik.
cıdır (V)
Gurur, onur.
kaside
Boncuk, altın kolye.
dımzımak (II)
Yemek ekşimek, kokmaya yüz tutmak.
cağa (III)
tınkı
Teneke leğen.
çambuş (I)
İnsana sokulmayan, kötü huylu hayvan.
sıvak (III)
Düz, düzgün: O çivi sıvak da asılan şey düşüyor.
büzdeklenmek
Mızmızlaşmak, miskinleşmek, oyalanmak.
bülü bülü (II)
Tavuk.
karın kavraması
Karın ağrısı.
karıkmak (II)
Şaşalamak.
cakılı
Kargaya benzeyen, eti yenen bir kuş, karatavuk.
sızgı (I)
Sızıntı, damla.
kargılık (I)
Kamışlık.
atol
Sürülmüş tarlalarda kendiliğinden biten, tatlı yumruları çiğ ve pişmiş olarak yenilebilen, yeşil yapraklarından turşu yapılan bir bitki, yerelması.
dığrak (II)
Güzel, düzgün, şık giyim: Şu kız ne kadar dığrak geyinmiş.
burkazanlık
Fitnelik, dalaveracılık, fesatlık, laf taşıma: Burğazanlık edip de işi karıştırma.
karavana
Şalvar, bol pantolon.
dığdı (III)
Tarla kuşu.
burkuk
Burkulmuş ayak, kol v.s.
burmak (III)
Hayvanların üreme organlarını burarak erkekliğini gidermek.
üslük (II)
Kağnı arabalarının üst bölümü.
karamanca (I)
Kara lahana.
dıgıl dıgıl
Kendi kendine konuşma, mırıldanmayı anlatır: Çocuk dıgıl dıgıl ediyor.
gebre (II)
Kayalık yerlerde yetişen, develerin yedikleri bir çeşit ot.
buhun
Bel sözcüğüyle birlikte kullanılır: Bugün öyle hastayım ki belim buhunum kırıldı.