Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 169/247 · üyeye göre sıralı
toydüğün
Gösterişli, yemekli düğün.
karıkmak (II)
Şaşalamak.
cıdıl
Elin en küçük parmağı.
kargılık (I)
Kamışlık.
atol
Sürülmüş tarlalarda kendiliğinden biten, tatlı yumruları çiğ ve pişmiş olarak yenilebilen, yeşil yapraklarından turşu yapılan bir bitki, yerelması.
cerp çekmek
Zorlamak, mecbur tutmak.
siyen
Kötü kokulu, sulu çamur.
dığrak (II)
Güzel, düzgün, şık giyim: Şu kız ne kadar dığrak geyinmiş.
karavana
Şalvar, bol pantolon.
dığdı (III)
Tarla kuşu.
cıba (VII)
Domuz yavrusu.
üslük (II)
Kağnı arabalarının üst bölümü.
karamanca (I)
Kara lahana.
dıgıl dıgıl
Kendi kendine konuşma, mırıldanmayı anlatır: Çocuk dıgıl dıgıl ediyor.
karakura basmak
Kâbus basmak.
ceç görmek
Buğday yığınını harmanda ölçmek.
calbuk
Leblebi.
torluk (IV)
Kömür yakılan yer, kömür ocağı.
karaçaltı
Bağ kenarlarına çit olarak dikilen, koyu kırmızı nohut büyüklüğünde meyveleri olan dikenli bir ağaç.
toruş (I)
Kütüklerin ve büyük ağaçların tepelerine açılan, kolay sürüklenmesini sağlayan kayış ya da ipin geçirildiği delik.
kapıncak (I)
Tahta kutu.
büzdeklenmek
Mızmızlaşmak, miskinleşmek, oyalanmak.
cağa (III)
cakılı
Kargaya benzeyen, eti yenen bir kuş, karatavuk.
butur (III)
Haşarı, yaramaz, eğlence, gezme düşkünü, azgın.
bülü bülü (II)
Tavuk.
topur (I)
Kök sökmekte kullanılan bir çeşit büyük balta.
derneştirmek
Darmadağın olan eşyayı bir araya toplayıp düzene sokmak.
busarık
Sisli, tozlu, bulutlu, sıcak hava.
kantarma (III)
Taş kemer.
acıkak
Armut kurusu.
kanil
Örf, yöntem, yol.
derelik (I)
Su kenarlarında, kadınların çamaşır yıkamaları için yapılan kulübe, çamaşırlık.
cebelleşmek
Kavga etmek, sataşmak, çatmak.
kandara (I)
Değirmen bendi.
buhun
Bel sözcüğüyle birlikte kullanılır: Bugün öyle hastayım ki belim buhunum kırıldı.
burkazanlık
Fitnelik, dalaveracılık, fesatlık, laf taşıma: Burğazanlık edip de işi karıştırma.
burkuk
Burkulmuş ayak, kol v.s.
kama kıvırcık
Bir cins koyun,
bucuk (I)
4-5 kişi ile oynanan bir çocuk oyunu, höt.
atıcı
Hallaç.
topan (VII)
Köşe yastığı.
burgaç (IV)
Odunları tutmak üzere arabaya sarılan yaş odun.
demur (I)
Demir.
tontik
Sevimli, tombul.
ağnak (II)
Anlayışlı: Ne ağnak çocuk.
geklik
Kursak, mide.
tongal (II)
Zengin.
bokbokuna
Boşuboşuna.
bölâki
Az kaldı, olsaydı.
burmak (III)
Hayvanların üreme organlarını burarak erkekliğini gidermek.
kadak (IV)
Kadar.
kaçık (III)
İlkbahar ya da sonbaharda birden bire esen kuvvetli yel.
suyungözü
Kaynak, pınar: Haydin suyun gözüne gidelim.
gelepçek (I)
Eğrilmiş ipleri kelep yapmakta kullanılan bir aygıt.
buncacuh
Küçük, az, kısa, hafif.
tokutmak (II)
Ceviz, pestil eriği vb. meyveleri sırıkla vurup düşürmek.
dek düşmek (I)
Uygun gelmek, rasgelmek.
bılaşmak (II)
Bulaşmak.
toluk (II)
Davar derisinden yapılan yayık.