Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 174/247 · üyeye göre sıralı
fasla (III)
Ablak yüzlü (kimse).
fışdırmak
Bir şeyi ucundan tutup, savurarak atmak.
fis
Gizli söz.
fosalak
Şişman olduğu halde kuvvetsiz olan (kimse).
gab (II)
İp
gağıl (II)
Çakıl: Şu toprak çok gağıllı.
galle (II)
Kumbara, kasa.
garametli baş
Üzüntülü, mutsuz (kimse için): Benim başım çok garametlidir.
gargınlık (II)
Bıkkınlık: Bu yemekten gargınlık geldi.
garsamba (IV)
Tüyleri döken bir çeşit tavuk hastalığı.
gasmuk (II)
Kir, pislik.
gaygısız
Telâşsız, düşüncesiz, endişesiz (kimse için)
gaytarmak (V)
Geri çevirmek: Ahmet'i yarı yoldan gaytardım
gedim (I)
Su kenarlarında yetişen tereye benzeyen bir çeşit ot.
geğin
Bundan dolayı, onün için: Misafir vardı geğin geç kaldım.
gelevir
Asma budandıktan sonra, kesilip atılan yeşil filizler.
gelgeç akıllı
Yarı deli (kimse).
gemlik (II)
Dövene koşulacak çağa gelmiş öküz, manda.
gezelemek (III)
bir müzik aletini akort etmek.
gıdılık (I)
Küçük.
gıldırgücük (III)
Önemsiz: Gıldırgücük iş seni oyaladı kaldı.
gıldirik (II)
gıllanmak (II)
Yuvarlanmak: Tepeden taş gıllandı.
gıncımak (II)
Ezilmek: Çiğdemi çıkaramadım gıncıdı.
gıncıtmah (I)
Dişle koparmak, dişlemek: Kolumu gıncıttı.
gırfacan olmak
Kavga, gürültü etmek, etrafındakileri kırıp geçirmek.
gırıntı (I)
Kesilen odun parçaları.
gızarmak
Oyun bozanhk etmek, mızıkçılık etmek: Evel öyle diyodu, şimdi de gızarıyo.
girgina
Yıldız çiçeği.
girinti (VII)
İçgüveyi.
giyes
Çamaşır yıkama (için).
goç (I)
Üzerinde satırla et dövmeye yarayan kütük.
gonum gomşu
Komşular, etraftakiler.
göce taşı
El değirmeni.
göletlendirmek
Suyu setlerin önünde biriktirmek, göllendirmek.
götlek (II)
Kalçası büyük ve düşük (kimse).
gözcek
Gözlük.
gözeğir
Göze hoş görünen, gösterişli, dikkat çeken (kimse):Gözeğir bir kız.
gulun kısrak
Damızlık kısrak.
guşburnu
Yabanî gül ağacı ve meyvesi.
gübürge
Selin sürüklediği ağaç ya da başka şeyler.
gümürdenmek
Kendi kendine hafif sesle konuşmak, mırıldanmak.
günaştı
Batı.
güncük
Susam.
haluşka
Taze üzüm yaprağı doğranarak yapılan, sarımsaklı bir çeşit yemek.
haşım
Acemi, toy.
heleşe (II)
Şaka.
hennaz
Sıska: Şu kedi çok hennaz.
hevla
Helva.
hıncik
Çökük, basık (burun için): Dün hıncik burunlu bir adamı vurdular.
hınıs (II)
Cimri: Hınıslık etme.
hırşa
Muhakkak.
hişir
Çürüyen, işe yaramayan meyve, sebze: Bu sene çok meyve oldu ki hep hişir oldu.
homça (II)
Kalça.
hontuş
Üst üste, kat kat giyinen (kimse).
horozkarası
hottuk (I)
Leblebi.
höcene
Köy evlerinde ocakların yanında bulunan, çay bardaklarını, kahve fincanlarını koymaya yarayan küçük raflar.
höşşek
Yaban kedisine benzer sivri kulaklı, diş ve tırnakları keskin, yırtıcı bir hayvan, vaşak.