Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 190/247 · üyeye göre sıralı
pişikmek
Mızıkçılık etmek.
höre (II)
Küçük.
sörpümek
Pörsümek.
sıçalak
Sık sık, oraya buraya dışkı yapan hayvan: Kedinin kuyruğunu çekme sonra sıçalak olur.
bessimet
Peksimet.
beri dönmek
Hasta biraz iyileşmek.
sıhna
İyileştikten sonra kalan yara izi.
berhay deliği
Binanın kiremitli kısmına çıkmak için, çatı arasında yapılmış geçit yeri.
höme (II)
Küme, birikinti.
pisiklemek
Sinmek, çekinmek: Ahmet zoru görünce pisikledi.
pisge
Parmakların ucuyla vuruş, fiske.
pirinç
Çekirdekli ve küçük taneli yabanıl dut.
sınkıldamak
Sallanmak, sarsılmak.
pıtramak
Çırpınarak uçmak.
pıtıraklı
Öfkeli, sinirli.
hömbül hömbül yürümek
İri kimseler, deve gibi yürümek.
cemile
Cemre.
koldik
Kuyruğu kesik.
pıstıklamak
Fiske vurmak.
sırsataş olmak
Sataşmak, bela olmak.
pıslamak (I)
Birdenbire ve nedeni olmadan darılmak.
beres
Yaramaz, haylaz.
pısik (I)
Çürük, içi boş, kof.
sıtarasız (II)
Şanssız, alınyazısı kötü.
hölemez (II)
Mavi çiçekleri ve sedefe benzeyen yaprakları olan, beyaz renkli deve dikeni bitkisi.
sıvışık
Usandırıcı, sırnaşık, yılışık: Çok sıvışık bir adamdır.
sıyırdımoluk
Değirmen çarkına suyun gitmesini sağlayan tahta ya da saçtan oluk.
bennikçi
İnatçı.
pısıl pısıl (II)
Derinin ufak ufak kabarması için.
benli belerce
Beyaz renkte, kırmızı benekli bir çeşit üzüm.
benlemek (I)
Kuş yavrusunu beslemek.
pısar
Karasakız.
söylemen
Çok konuşan, konuşkan.
hozukmak
Korkmak, çekinmek, ürkmek.
pırtadak
Kabuğundan, bulunduğu yerden akarak, kayarak çıkmayı anlatır: Zavallının gözü pırtadak çıkıp akıverdi.
siftireli
ilk kez, önce: Siflireli men seni davat elliyejem.
pırlant
İpek yemeni, krep.
hozeyne
Nedensiz değil, boşuna değil: Hozeyne at binenin kılıç kuşananın dememişler.
siğlim (III)
Davranışları ağır, beceriksiz: Ne siğlîm kadın.
hoytuklamak (I)
Korkmak, ürkmek, çekinmek.
hotik (II)
Eşek yavrusu.
hoşu (II)
Kötü kadın.
sinari
Bir çeşit balık.
pırlangaç
Yeni uçmaya başlayan keklik, kuş yavrusu, palaz.
koharböcek
Yazın taş altlarında çok bulunan uzun bacaklı, siyah ve pis kokan bir böcek.
belleki
Söz gelişi, faraza, diyelim ki.
sözüngelimi
Sözün uygun olması, sırası gelmesi: Canım eyle deyil ama sözüngelimini deyrim.
yalavıç (II)
Derinliği az olan kap kacak
sualtı
Sulak yer, yakınından dere ya da ark geçen tarla.
sivrilmek
Uzamak.
yalazımak
Alev dokunarak, yalayarak geçmek.
pıhmak (I)
Çökerek saklanmak, sinmek: Tavşan bizi görünce pıhtı.
peşri
Üçetek denilen kadın giysisi.
hort (IV)
Semiz, toplu, şişman.
soğantaşağı
Soğanın ortasından çıkan ve tohumu taşıyan sap.
soğan ufağı
Arpacık soğanı.
hornaka
Bahçe duvarlarının altından geçen su yolu.
soharaç etmek
Yağda soğan kızartmak.
sokoldamak
Yara zonklamak.
soluk darlığı
Tıknefeslik.