Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 193/247 · üyeye göre sıralı
palazlamak (I)
Çok eskimek, kullanılmayacak duruma gelmek.
süleyman
Hayvan yüreği.
şimşelek
Şimşek.
becana (II)
Çok büyük, kocaman, heyula, iriyarı.
hırtışmak (III)
Yemek tam pişmemek.
hırthış
Kullanılmış, işe yaramaz şeyler.
palavara (I)
Kerpiçten yapılan yapılarda, kapı ve pencere üstlerine konulan kalın, ağaç direk.
şip şip (II)
Damlaların ardarda düşmesinden çıkan ses için.
şireder
Bir çeşit üzüm.
şirepe
Yapışkan.
şirinlik (II)
Birinin sevgisini çekmek için takılan muska.
palaspır
Çalışması beğenilen hizmetçi, işçi ve görevliyi ödüllendirmek için armağan olarak ekilen ya da verilen tarla.
hırnık (IV)
Kara hurma.
köyünmek
Yanmak, kavrulmak, kararmak.
pağna
Ahırdaki yemlik.
banduma
Tavuk veya hindi suyuna parmak kalınlığında durulmuş yufkaları batırıp, tepsiye dizdikten sonra üzerine hindi veya tavuğun etleri konularak yapılan yemek.
hırbeş
Kesin, ne olursa olsun.
özü yufka
Acıma duygusu çok olan, yumuşak yürekli.
şönkü
Şu, şunu.
şuğul (I)
Çevresi yalçın kayalık yer.
süllümsüp
Dağınık, düzensiz, kötü giyimli.
şunedür
Mimli.
özü baymak
Acımak: Şu fakiri görünce özüm baydı.
tabak (IV)
Ağustos ayı.
tabla (I)
Kadın feslerinin çevresine dizilen altınlar.
özden (II)
Gerçekten: Özden mi söyledin, şaka mı?
sülmen
Salyangoz.
tahne (I)
Issız.
hınıs (I)
Topraktan yapılan yayık.
potur yüzlü
Yüzünde çiçekbozuğu ya da çil olan (kimse).
tahrana
Dövülmüş buğdayla süzülmüş yoğurdun karıştırılıp kurutulmasından yapılan yemeklik, tarhana.
bebekçik
Gelincik çiçeği,.
tahta (III)
Kez: Borcumu bir tahtada ödedim.
yastık (III)
Sürülmüş tarlanın iki başına, enine çekilen çizgi.
kofulcan
Aralık, açık: Şu taşı duvara koydun ya çok kofulcan kaldı.
tahtıraman
Eskiden gelinleri babası evinden alıp götürmeye yarayan atlı araba.
öyek (II)
İlkbaharda yerden kaynayıp bir süre sonra kaybolan su.
hınılamak
Azarlamak.
hınçırık
Hıçkırık.
takır (I)
Fıtık hastalığı.
takka (I)
Tavuk ya da horozibiği.
taklak (III)
Tokat.
kofik (II)
İçerisi oyulmuş patlıcan ya da biber kurusu.
hımırtlek
Kıkırdak.
cıvızlık yapmak
Oyunbozanlık yapmak.
ötgün (III)
Evlenmeyi çok isteyen.
bazlambaç (II)
Birdirbir de denilen bir çocuk oyunu.
talazlanmak
Deniz kabarmak, dalgalanmak.
süprük
Süprüntü, çerçöp.
talemek
Yağma etmek.
tamşımak
Alay etmek, eğlenmek.
cife
Yaramaz, geçimsiz.
çembere
Kadınların başlarına taktıkları kasnak.
öste
Toprak damlı ev.
başına baydak
Kendi bildiğinden şaşmayan, başına buyruk.
baylama (I)
Mayasız ekmek, pide.
tanşu
Armağan.
yatımlı (I)
Uysal, uslu.
başını örtmek
Evlendirmek.
össeet
Hemen, o anda.