Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 204/247 · üyeye göre sıralı
çahmah daşı
Çakmak taşı.
temis
Temmuz.
gövercin topuğu
Yemek yapılan bir çeşit ot.
göven (II)
Toprağın bitirme kuvveti, biteklik.
götüm götüm getmeyh
Geri yürümek, kıç üzerinde yürümek.
çalağan (II)
Isırgan otu.
çalağap
Şöyle böyle, yarım yamalak anlamında kullanılır.
götügömbe
Baharda kuzuları barındırmak için yapılan üstü kapalı alçak yer.
götlemek (I)
Hoplamak, zıplamak.
çalgınlık
Yağmur etkisiyle buğday ve meyvalarda olan hastalık.
çalkap (II)
Çalı kesmekte kullanılan demir, testere.
avla
Bahçe, bağ çevresine ağaç ve ince dallardan yapılan çit.
çalp
Çevik, tetik.
görsedmek
Göstermek.
tendir damı
Tandır bulunan, üstü kapalı, ön bölümü açık yer.
gönüllük
Düğün arasında iki tarafın birbirine gönderdiği giyim armağanı.
çamlığan
Çamlık, ağaçlı tepe.
göndoğdu
Ayçiçeği.
zıpadak
Birdenbire.
öncü
Önder.
çapçık
Çabucak.
gömeç (VII)
Mezar.
tepçey
Bel sapına geçirilen tahta ayakçak.
avulamak
Ağılamak.
çaruk
Çürük.
antızlamak
Hayvan çifte, tekme atmak.
gölemen olmak
Başkasının malına konarak zengin olmak.
göleğez
Sulak yerlerde yetişen büyük yapraklı ve patates gibi, yenilen bir bitki.
gökdedem
Mavi çiçekli çiğdem.
teprenmek
Hastalık yinelemek, ağırlaşmak.
kızılsavu
Kızıla çalan renk, kızılımsı.
göhermek
Başkasına bir şey vermek: Eleği ablana göher.
göğündürme (III)
Göz hastalığının tedavisinde kullanılan bir çeşit bitki.
çayanası
Çayın taşarak iki tarafında bıraktığı yatak yerleri.
göğnük (IV)
Üzüntüden ağlar duruma gelme.
çeciği geçmek
Makas ve bıçak gibi şeylerin çivisi gevşemek: Çeciği gevşediği için bıçağın namlısı arkaya dönüyor.
göğnü istemek
İstekli olmak, dilemek.
çeç (IV)
El (Çocuk dilinde).
terek
Raf.
avla (III)
Çerçeve, çevre: Aklının avlası o kadarcık.
tergöynek
İnce, sarı, kaygan kabuklu elma.
terkolmak
Ham olduğu için aşırı yorulmak.
çekişikli
Kavgalı: Ahmet Hasan'la çekişikli.
çekişken
Kavgacı (kimse).
çekmek (II)
Kız kaçırmak: Mükerrem'i Hasan çekmiş.
elevay
Tembel, beceriksiz.
terpeşmek
Kımıldamak, kıpırdamak: Derdim gene terpeşti.
elganamı
Elinden iş gelmeyen beceriksiz.
körlük yapmak
kıskandırmak, nispet yapmak, inat etmek.
göğerti (IV)
Sebze bahçesi: Bizim göğertiye domuzlar yayılmış.
ayama
Lakap, takma ad.
çelme (II)
Fese veya başa sarılan oyalı krep, mendil, yazma.
göçürtme
Sebze fideleri.
tesbah
Tespih.
gozurdanmak (I)
Fazla öğünüp kurumlanmak.
çemçük
tesbi
Hoş kokulu, ak çiçek açan, meyvesi fındığa benzeyen, bodur bir çeşit çalı.
goysalık
Hafif aralık.
emişmek (I)
Birleşmek, yapışmak, kaynaşmak: Yapılan aşı ağaçla iyi emişti.
endeze
Araç.