Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 21/159 · üyeye göre sıralı
kesenkes
Kesin, kati, kesinliğe yakın olarak: Bugün çayırı kesenkes sattım.
yonga
Yontulmuş küçük odun parçaları, talaş.
ağarsımak
Yiyecek kokmaya, bozulmaya yüz tutmak.
gelinti (I)
Göçmen.
arzuman (I)
İstek, şiddetli istek.
gözemek (I)
Örme ya da dokuma eşyanın delik yerlerini örerek onarmak: Ceketteki yanık yirini, çorabın deliklerini gözedim.
hapahap gelmek
Karşı karşıya, yüz yüze gelmek, karşılaşmak.
beketmek (I)
Kapatmak, tıkamak, örtmek.
baş bıçağı
Ustura.
çermik
Sıcak su kaynağı, kaplıca.
davlı (II)
Çarık yapmak için uzunlamasına kesilen ham deri.
gov
Dedikodu, birini arkasından çekiştirme.
denk gelmek
Rastgelmek, rastlamak.
tehin
Sincap.
sinlenmek
Gizlenmek, saklanmak.
takıntı (II)
Kadınların takındıkları değerli süs eşyası, mücevher. ] -ML.) [takı -
yıldamcı
Her yıl doğuran.
zarplı (I)
Zorlu, güçlü.
unarmak
Onarmak, düzeltmek.
bir çala
Bir aralık: Bir çala yanımdan geçtiğini gördüm.
cehrek
Boyunduruğu dövene bağlayan, uzunluğu hayvanların boynuna göre değişen bir ağaç.
göynümek (I)
Toplandığı zaman sert olan meyveler kendi kendine fazla olgunlaşmak, yumuşamak.
azap (II)
Bir yıllık tutulan erkek hizmetçi, uşak.
gevik (I)
Dişsiz ya da yamuk, çarpık
ışılak (I)
Parlak.
bitgel
Verimli.
demirkazık
Kutup yıldızı.
ivedi
Acele.
kazğıç
Bel ve küreğin çamurlarını kazımaya yarayan ucu demirli sopa, sıyırgı.
kılağı (I)
Keskinlik
kırnav (I)
Erkek isteyen kızgın dişi kedi.
bakla (I)
Fasulye.
palıt
Çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi, pelit.
gök (I)
Olgunlaşmamış, ham
hapazlamak (I)
Avuçla-mak.
kıncıfır (I)
Hoppa, oynak, hafif
gunnacı
Gebe hayvan.
zor zoruna
Binbir güçlükle.
gelişgin
Gürbüz, büyümüş, yetişmiş: Hacı Murat·ın böyle gelişgin oğlu olduğunu bilmezdim.
düzgün (II)
Kadınların tuvalet malzemesi olarak kullandıkları allık, pudra, sürme vb. maddeler.
ekşimik (I)
Kaynatılmış ayran ya da kesilmiş sütten yapılan kesmik ya da çökelek.
yazarbozar
Yazı tahtası.
alabacak (III)
Ahlâksız, ara bozucu, dönek, uğursuz adam: Alabacaktık edip de bu-işi bozma.
hökelek (I)
Büyüklük, çalım, kurum, gösteriş.
tınsırmak
Aksırmak, hapşırmak.
debertmek (III)
Gizli, unutulmuş bir şeyi meydana çıkarmak, ortaya atmak.
burunsuluk
Hayvanın yem yemesine engel olmak için başına takılan aygıt.
çıvgın (II)
Ağaçların verdikleri yeni sürgün, filiz.
pıskırmak
Aksırmak.
yerden yığma
Bodur, şişman.
zıpır (II)
Güçlü, iriyarı.
bekmez
Pekmez.
mucur (II)
Sekiz kilo alabilen bir tahıl ölçeği.
anacı
Babadan çok anneyi seven, anneye düşkün olan çocuk.
düğür gitmek
Kız görmeye ve istemeye gitmek.
kazayağı
Su kıyılarında biten ve yenilen bir çeşit ot.
ağzı kilitli (I)
Alt ve üst dudağı beyazlı at.
kızılyörük
Yılancık hastalığı: Ahmet usta kızılyörükden yatıyor.
yepelemek (I)
Birinin sırtına yavaşça vurarak okşamak.
güymek (I)
Dayanmak, beklemek. sabretmek.