Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 211/247 · üyeye göre sıralı
fişildemek
Çocuk ayak altında çok dolaşmak.
ışılak
Parlak.
eli olçum
Elinden her iş gelen.
elmek (III)
Ölmek.
fisik
Sabanda iğ demirini tabana tutturan demir çivi.
Embe
Ama, fakat.
emişçi
Kuzu ya da oğlakları annelerine emdiren adam: Bu sene Ali'yi emişçi tuttum,
kırhım
Koyunların yünlerini kesmekte kullanılan büyük makas.
fisare
Ağacın kenarından, gövdesinden çıkan filizler.
tüve
inek yavrusu.
küldüren
Dikildiği yerde çürüyüp içi boşalmış ağaç, içi kof ağaç.
kömzek
Ahırdan gübreyi dışarı atmak için açılan delik.
finikmek (III)
Baş dönmek.
findos
Soğan tohumu, küçük soğan.
ibiği kızarmak
Sağlık kazanmak, iyileşmek, yüzüne kan gelmek.
kırçanlanmak
Hastalanmak.
fısıkolaşmak
Sessiz sessiz konuşmak.
epeme
Beceriksiz, şaşkın.
ergencelik
erik püsü
Erik ağacının çıkardığı zamk.
fırın darısı
Fırınlanmış mısır.
fıldırdamak
Gözleri parıl parıl yuvalarında oynamak, parlamak.
erşin (II)
Uzunluk ölçüsü, arşın.
bardağerik
Tatlı, sulu, mor renkli bir çeşit erik.
fıkga
Çok küçük, ufak.
fıka (I)
Küçük su testisi.
uçgül
Üç yapraklı, renkli çiçek açan bir çeşit ot.
êşimik
Ekşimiş süt ya da yoğurdu kaynatarak yapılan yağsız peynir, kesik, çökelek.
kıray (I)
Yol kesen, asi.
eteğine cığız
Fazla cinsî arzu duyan, tatmin olmayan insan.
fıçcık
Vıcık vıcık çamur.
ağdırık (III)
Tepenin arkası, tepenin görünmiyen yeri.
fıcık
Bir şeyin en küçüğü, ufacık, küçücük.
evsane
Aklı eksik, aklını yitirmiş, deli.
fernus
Lamba şişesi.
ulam ulam olmak
Sürekli istemek, çok yalvarmak: Ulam ulam oldu dayine söylemedim.
fellendirmek (I)
Şüpheye düşürmek, şüphelendirmek.
felemit
Sandık ya da dikiş makineleri içindeki küçük göz, çekmece.
yelyudan (II)
Boş gezen.
puşukmak
Erkek eşek dişisini görünce ürkerek koşmak.
umultmak
Sakızı ağızda yumuşatmak, çiğnenecek duruma getirmek.
imbal
Üvendirenin ucundaki çivi.
farımak (II)
Sebze, meyve ve çiçekler, mevsimi geçmek nedeniyle azalmak.
ayne
Ayna.
fan fan
Eskimiş, ihtiyarlamış.
fakıbeyni
Yoğurt ve pekmezi karıştırarak yapılan yiyecek.
fahlama
Yapılarda kullanılan destek tahtası, dayak.
fahırdamak
İyice kaynamak.
uñamak (I)
Onarmak, düzeltmek, doğrultmak.
yeleken (I)
Kerkenez kuşu.
urusbu
Kötü yolda olan kadın.
lamlı (I)
Ufak çakı.
uşaklık
ezgilemek (II)
Bir işi inceden inceye düşünerek yapmak.
eyşin
Pişirilen ekmeği saç üzerinde çevirmeye yarayan araç, evirgeç.
kıpçınmak (I)
imrenmek: Onun haline kıpçınıyorum.
fıçımak
Uzun değnek: Elime fıçımağı aldım mı keçilerin yedi ceddine okurum.
fıkka (I)
Kutu, küçük kutu.
yok yoksa
Dediğim, istediğim yapılmazsa: Gel, yok yoksa darılırım.
istiken
Çay bardağı, fincan: Bir istiken çay ver.