Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 213/247 · üyeye göre sıralı
engiş (II)
Yüksük.
eneze (III)
Av bekleme yeri, avcı kulübesi.
enek (VI)
Tohumluk kuru fasulye.
gebil
Kalp.
üveyik
Bir çeşit buğday.
üzdürmek
Yüzdürmek.
gecerüyh galmak
Biraz geç kalmak: Böyle de gecerüyh galma olurmu.
endigün
Dün, geçen gün.
enayan olmak
Şaşırmak.
öymek (I)
Yağ vb. maddeler düştüğü yerde yayılmak leke bırakmak.
ağ (I)
Tırtıl.
gegirmek
Midede toplanan gazı sesle ağızdan çıkarmak, geğirmek.
üzü yola
Söz dinler, uysal (kimse).
kamaşık (I)
Uyuşuk.
emzikleme
Bulutların, yağmur yağacak biçimde olması.
kamaşık (II)
Küçük kusur: O kadarcık kamaşığa bakılmaz.
batağan (II)
gelihen
Testi.
emleme emlemek (II)
Çanak çömlek gibi kapların çatlaklarını çimento vb. ile onarmak.
emicikılı
Fidanların ucundaki ince kökler: Bu fidan tutmaz, çünkü emicikılı kalmamış.
emanat
Emanet.
gelis
Düğün çağırıcısı.
elöğrenci
Nakış, oya vb. el işi yapan kimselerin ilk işledikleri şey: -Bu oya güzel olmamış. -Elöğrenci de ondan.
el oğalamak
Minnet etmek, başkasından bir şey istemek, dilenmeye benzer tavır takınmak.
kana
Su kabı, sürahi.
gemrik (II)
Kemirilip bırakılan meyve vb. artıkları: Biçare fakir çocuk sokağa atılmış meyve gemriklerini gemirip duruyor.
gemrik (III)
Zayıf, çukurlaşmış(yüz için).
bavıl
Bavul.
kıldıç
Ufak testi.
gergi (II)
Uzaklık (yol için): Bu yol akşama kadar bitmez epey gergidir.
kök boyası
Ottan yapılmış boya.
gevgeç (I)
Seyrek dişli, büyük ağızlı (kimse).
ellin körü
Bir çeşit ilenç.
savak (III)
Beli sakat insan ya da hayvan.
eliyin artığı
El ucu.
eli şapşak vurmak
Alkışlamak.
védire
Su kovası.
vedre
kükre
Çam ağacının reçinesi: Kükreli çıra daha makbuldür.
gezevir
Küçük ev.
köget (I)
Meyve, yemiş.
eli ağzına gitmek
Para kazanacak hale gelmek.
yerliğen
Yalınayak gezenlerin ayakları altında çıkan bir yara.
kozur
Kendini beğenmiş, gururlu.
gıdı gıdı (I)
[-> gidil gidil I]
gıdıl
Yaramaz, haşarı çocuk.
kanayaklı
Kadın, kız.
elgölgeliği (I)
Koruma, yardım: O bize çok elgölgeliği etti, yoksa perişan olurduk.
gıgış (I)
Harmandan artan iri saman.
vezillemek
Hastalıktan, acıdan inlemek.
gılabdan
Sırma katılarak eğrilmiş iplik.
ağırsınmak
Ağır bulmak, yüksünmek.
gılavan (II)
Anlayışı az, düşüncesiz: Mustafa çok gılavan adam.
gılcık (I)
Ekin başaklarındaki sert ve kıl gibi uzun lif, kılçık.
vığıldamak (I)
Bebek boğulurcasma ağlamak.
eley (II)
Yün bükmeğe yarayan araç.
pızar
Kıvılcım.
kanğırtmak
Bükmek, kanırmak.
elevcik
Bağlarda yağmurdan korunmak için toprak harçla yapılan küçük kulübe, tek katlı ev.