Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 217/247 · üyeye göre sıralı
hıthıtlanmak
Kederlenmek, kaygılanmak.
dirçilmek
Bir kumaş eskiyip iplikleri çıkmak.
yörek (I)
Hayvanın alışkın olduğu yer.
hici
Değil mi?
dinlendirmek
Yanan lamba ve ateşi söndürmek.
dinğizimek
Kargaşalık, gürültü son bulmak, durgunlaşmak.
hinli
Genizden konuşan (kimse).
partal (I)
Eskimiş, yıpranmış.
hizan (III)
Kiler.
hizan (IV)
sandal (I)
dingeci
Maskara, soytarı.
dinek (II)
Boynuzları dik ve sivri olan hayvan.
dindoruğu
Dağın en sivri yeri, tepe.
hombul (I)
Omur.
yuvak (II)
Parça.
yürek atmak
Yürek çarpmak.
dili burnuna değmek
Ergenlik çağına gelmek, bulûğa ermek.
dilbidir
Kunduracıların kullandığı delik delmeye yarayan araç, zımba.
koskon
Eğerde kuyruğun altından geçirilen kayış parçası.
dikilme durmak
Vücudun belirli bir yerine sancı girmek, saplanmak: Geçen gün sırtıma bir dikilme durdu hiç iş yapamıyorum.
ağşamacan
Akşama dek.
hopuş
Çok şişman (kimse).
horasa (I)
Hoşsohbet (kimse).
dikdük
Kiraz kurusu.
zaar
Olasılıkla, galiba.
hortdah
Hayalet (çocuk dilinde).
santır (II)
Sazla birlikte söylenen söz, dize.
dibecesine ermek
Sonunu almak, esasını öğrenmek.
sapban
Sapan.
abuk (II)
Umut, güven: Sözüne abuk oldum da burada bekledim.
dışarılık (III)
Bir kimsenin dışardaki hali, başkalarına karşı olan tutumu: Sen onun dışarlığına bakma, evinde öyle titiz ki.
zırzop yolu
Gelin sahiplerinden, delikanlıların aldığı bahşiş.
kerdi
Bağ ve bahçelerdeki evlek bölümleri.
höddem
Bir olayı daha önceden duyma, sezme gücü: Ne bilirim bu işin böyle olacağını, höddemim yok ya.
dışarı
Sofa.
zârincimek
Sıkıntı ve yokluktan acınacak duruma düşmek.
zart atmak
Abarttarak konuşmak, kendini övmek.
sapısilik
Aklına geleni düşünmeden yapan.
dırak (I)
Çeviklik, kıvraklık, çabuk hareket etme.
höst (II)
Sus: Höst, beni dinle.
dırağan
Geç olgunlaşan, pembe renkli, uzun saplı, sert bir kiraz çeşidi.
kertik (III)
Burnu küçük olan insan ya da hayvan.
dıradıra
Koyu yeşil renkli, arı kuşuna benzeyen, başlıca gıdası çekirge olan bir kuş, gökkarga.
humbul
Budala, miskin.
hupbak
Portakal.
dınşlık
Rahatlık, gönül ferahlığı, huzur.
dıngıra (I)
Tambur, bağlama gibi mızrapla çalınan bütün sazlar.
sapıtma
Sin içinde ölünün konulduğu yan oyuntu.
akcıllı
Akı çok, akçıl.
hüshüslemek
Tahta rendelemek.
sarhı
Uzun, sarkık: Bu bundan sarhı geldi.
ıblık ıblık (I)
Çok tombul, bıllık bıllık.
partal atmak
Abartılı konuşmak, yalan söylemek.
dıngıldak (II)
Yeni doğmuş çocukların tepesindeki yumuşak kısım, bıngıldak.
sarıbaş
Bir çeşit buğday.
kerehane
Ateş küreği.
zıbık (II)
Erkek üreme organına benzetilen nesne.
ığrıp (II)
İnce delikli balık ağı.
ıhartmak (I)
Boğazlamak, öldürmek.