Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 234/247 · üyeye göre sıralı
harlek
Koşut, paralel: Bu tavan harlek direklenmiş.
digdir
Kilim dokumaya yarayan tarak biçiminde bir aygıt.
gebgebi (II)
Kırık, küçük leblebi.
dikenden atmak
Birden patlamak. (Şişenin mantarı, benzin)
dingirci
Kadın ile erkek arasındaki ilişkiye aracılık eden (kimse).
heğri
Bundan böyle, artık: Yürü heğri.
diranı
Çatı arası, tavan arası.
gayınmah
Bir yamaçtan aşağı kaymak.
diveyh
Dibek.
divile
Raf.
doğanah (I)
Rahim, dölyatağı.
gavsul
Fındığın yeşil kabuğu.
ötlesi
Ucu yanmış ince odun.
dokucu
Ağaçtan sırıkla kestaneleri döken (kimse).
dombalakuç
Ayaklar havada olmak üzere sırtüstü durumu.
dombalamak
Deve koşmak, sıçramak.
dombaltmak
Takla attırmak.
amofta
Dağ çileği.
döğgeç (I)
Yıkamak için ıslatılmış ve üstüste yığılmış çamaşır.
gardeşlik
Arkadaş.
garçın (II)
Meşinden yapılan örgülü tozluk.
garamsa
Maydanoz.
garahan
Küçük fundalıklarda ağaçların üzerinde olan salkım şeklinde bir bitki.
döşek (VII)
Az miktarda yağan ilk kar.
gapsetmek
Tutuklamak.
dutgun (I)
Havanın yağmur ya da kar yağacak gibi olan durumu, kapalı hava: Hava çok dutgun.
düfe
gamile
Zayıf.
gale (V)
Domuzun burnundaki şişkin yer.
galbezi
Çocuk önlüğü.
gagart (III)
Çiftçilikte kullanılan zincirlerin bir ucundaki eğri demir parçası.
Ebebe (II)
Salyangoz.
gaçırmak
Kaçırmak.
gabilti
Kabul: Öyle olmazsa gabiltim dağal benim.
gabatlama
Sıkı doldurmamak, hileli doldurmak.
gabalah (III)
Bebek yatağı.
fufudi
Ergenlik, sivilce.
ampah
Bembeyaz.
elâvay (II)
Her şeye ağlayan, küsen, bağıran çağıran (kimse).
elbeşte (II)
Erimiş, pelteleşmiş.
folik (I)
Kabak ekilen çukur.
eletgeset
Çarçabuk, tezelden: Ahmet atla geldi, eletgeset geri döndü.
fisgermek
Çıban ya da sivilce çıkmaya başlamak.
ibi (II)
Şaşma ünlemi.
firte
Hindi.
endime
Köy evlerinde herhangi bir eşya koymak için yapılan kapalı yer.
ensen
fıkkadak
Bir etki sonucu ani ölümü anlatır.
ambah
Yakındaki bir şeyi göstermek için kullanılır.
eşki aş
Dövülmüş bulgur, iç yağı ve domatesle yapılan bir çeşit köfte, ekşili köfte.
ferec
Süprüntüyü alıp atmak için kullanılan kürek biçiminde saplı araç, faraş.
fasetmek
Kaçmak, bırakıp gitmek.
fasan
Güzel.
eyveten
Çok aceleci adam.
farçalmak
Gürültü etmek, yaramazlık yapmak.
fasalak
Kaba, yobaz (kimse).
irdelemek
Bir şeyi çok incelemek, araştırmak.
faşıradak
Herhangi bir şey bolca ve birden akmak: Kızgın yağ faşıradak çocuğun ayaklarına dökülmesin mi?
eziyh
Ezik.
ezgin (IV)
Çürük, ezik meyve.