Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 236/247 · üyeye göre sıralı
ebrik (IV)
Çamaşır yıkandıktan sonra geriye kalan az kirli ve köpüklü su.
ebizemzem
Gökkuşağı.
ebehörlüm
Beş nisanda esen fırtına.
karlava
Kendirden örülen, saçörgüsü biçiminde başlayıp sona doğru iplikler sıkıca bükülerek yapımış püskülü olan, uzunca bir çeşit kamçı.
görebeşlemek
Karşılaştırarak ölçmek: Hangimizin kolu uzun görebeşleyelim.
göreneyh
Davranışları başkalarına benzemeyen, acayip (kimse).
kartul
Kurum.
kasek
Araba tekerleğinin parmaklıklarım çevreleyen çemberi oluşturan, yay biçiminde ağaç parçalarından her biri.
düöd
Dört.
düfa
Dokuma tezgâhlarında tarağı tutan ve mekik ipliklerini sıkıştırmaya yarayan aygıt.
gun gedikten inmek
Gün doğmak, ortalık aydınlanmak,
gusak (I)
Erkek kaz.
katıklı
Birbirine karışmış, karışık.
duzluma
Kaynamış darı ya da buğday.
katlam
Kez: Bu katlam iş yaptım.
duta toplamak
Meyveyi, örselenmemesi için elle kopararak toplamak.
duşlanmah
Bir şeyin üzerine düşmek, onu kendine iş edinmek, dadanmak.
pilik
Fırına sürülüp içinde bamur pişirilen, kiremit ya da toprak testi.
habbak (I)
Süt, yoğurt, ayran (çocuk dilinde).
dudhun
Tembel ve işini bilmeyen kimse.
hafilemek (I)
Nefesi daralarak sık sık solumak.
hakmak
Nalın.
halıça
Seccade, küçük halı.
hanün
Sofa.
harmanbiş
Çocukların çamur ve toprakla oynadıkları bir çeşit oyun.
dölehli
Baykuş.
hartına
Patates.
dökmece
Bir tepsiye bir kat yufka kırıntısı, bir kat dövülmüş ceviz olmak üzere kat kat döşenen ve üzerine eritilmiş yağla pekmez şerbeti dökülerek yapılan bir çeşit tatlı.
dozurradak
Sesli yellenme hakkında kullanılır.
dongurca
Geceleri ışığa gelen bal arısından büyük, çift kanatlı bir böcek.
hederlemek
Ansızın ürkmek.
kaynar (II)
Kirli iç giysilerini kaynatmakta kullanılan teneke, kazan vb.
dolyan pazar
Çok, bol anlamında kullanılır.
dolukma
Nefes darlığı: Yokuşu çıkarken bir dolukma geldi.
hılık (IV)
Testi.
doğkuru
Doğru olarak, düz: Adımlarken doğkuru gitte yanlış olmasın.
dodırgan
Bolluk, bereket.
kecim
Keten işlenirken çıkan kaba lifler.
keçebaş
Keçilerde akciğer hastalığı.
hıralmak
Zayıflamak.
diyeneçek
Söyleyene kadar,
divi guşu
Güvercin büyüklüğünde bir deniz kuşu.
divdili
Tepesi sivri tüylü büyük serçe.
dişgirt
Kilim ve halı dokumaya yarayan üç ya da beş parmaklı demirden yapılmış dokuma aygıtı.
hışır golu
Çivi vb. şeylerin konduğu kap.
dipçek
İplik çıkrığının ekseni.
dingildemek (II)
Konuşmak.
hombur (I)
Boğaz: Ne homburu büyük çocuk hiç doymak bilmiyor.
kepcik
Kaşık.
diklim baş
Baş aşağı.
kepçir
Kapıp kaçıcı: Ne kepçir herif ya.
kepilenmek
Hamur çok durmaktan yüzü deri gibi kabuk tutmak: Hamur dura dura kepilendi, çabuk olun da ekmeği yazup bitirelim.
dif
Dip.
hotamak (II)
Odun ve ağaç dallarının budaklı yeri.
hozgem canına
Ne mutlu ona: Hozgem canına dünya azabını görmeden gitti.
dırıklaşmak
Kadınlar karşı karşıya kötü söz söylemek, sövüşmek.
dırgıl (IV)
Çam dallarının uçlarında buğday büyüklüğünde olan, sakız gibi kokan ve tazeyken yenilebilen tomurcuklar.
dırdalanmak
Beli eğilmek, kamburu çıkmak: Hasan getdiyhce dırdalaner.
alkazıtmak
Yormak, kuvvetten düşürmek, ürkütmek: Pehlivanı alkazıttın.
hübük
Uç, kenar (tarla, ev vb şeyler için).