Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 237/247 · üyeye göre sıralı
kerik (II)
Keçeden yapılmış ceket.
dıngıldak (IV)
İki tekerlekli araba, kağnı.
ığılamak
Yaş kaysı kurumaya yüz tutmak.
dıngıç
Poğaçanın üzerine yapılan şekiller.
kerkinmek
ıhılcuh olmak
Ayakta geçirecek kadar hafif hasta olmak: Ben de ıhılcuh hastayım.
kertmek (I)
Abartmak, övmek: O kadar kertme.
ıldırmak (II)
Korkutmak: Gözünü ıldır ki sana sataşmasın.
dıbızımak
İflâs etmek: Çok zengin adamdı, ama dıbızıdı.
kertük
[-> kertiş kürtüş]
ılım ılım
Parça parça.
kesecek
Meşin kesmekte kullanılan kunduracı aracı.
dıbaracı
Yalan söz ve hareketlerle başkalarını kandıran kimse.
devrek (II)
Şu çevirisi.
ıncıklanmak
Kederlenmek.
desdümbek
Darbuka, dümbelek.
dersık
Tahıl.
dergüla
Güveç.
dereni
Altında hafif ateş yakılarak, kabuğundan ayrılmamış mısır ve ot kurutulan, seyrek sırıklardan yapılmış yer.
keskenek
Hız.
-den ötürü
Hakkında: Baban benden ötürü ne dedi.
dengeltoslak
Yuvarlanarak yere düşme hakkında kullanılır: Ağaçtan dengeltoslak yuvarlandım.
denegutnu
Kurdeşen denilen deri hastalığı.
pasırak
Basınç, ağırlık.
keviklik
Ot, saman vb. yemlerin konulduğu yer, samanlık.
delip takmak (II)
Süslenmek, yeni elbiseler giymek.
ilikce
Aşılamak için dişi incir ağacına asılan erkek incir.
kığılcım gibi
Sürekli ve tez: Kığılcım gibi kapı çalıyorsun.
değpiri
Değerek, sıyırarak: Kurşun girmemiş, çeneden değpiri geçmiş.
kığırşak
Buruşmuş.
değirmencahcağası
Anlamsız söz söyleyen, boşuna konuşan, boşboğaz.
değindi
Haydi anlamında kışkırtma, isteklendirme için kullanılır: Değindi göreyim seni.
indeme
Çok az (şey).
kığış
Yaprakları üstünde kurumuş ağaç dalları.
kığışlamak
Yel estikçe kuru yapraklar sürtünerek ses çıkarmak, hışırdamak.
kılağı
Süs, boya, cila.
kılağlanmak
Süslenmek, boyanmak: Şimdiki kızlar kılağlanıp çarşıya çıkıyorlar.
davşan elması
Tavşanların yediği küçük elma.
daşama
Ahırda hayvanların rahat yatmaları için yapılan tahta döşeme.
daramak (II)
Sivilce, çıban çıkarmak.
kılamada
Budandıktan sonra kurumuş asma dalı.
kabankuç
Büyük, iri ağaç.
kılan
Tüyü bozulmuş, kılı çoğalmış tiftik keçi.
dancuhup durmah
Mahzun, hareketsiz, düşünceli durmak, içi sıkılmak.
kahma (II)
Gelincik çiçeği : Kahmalar çiçek açtı.
kakıç (II)
Ucu demir kancalı, bir iki metre uzunluğunda değnek, zıpkın.
danaaş
Danaları kovalama ünlemi.
dalınca
Arkası sıra, arkasından.
kanakıtmak
İşemek.
dalar
İçine hellim denilen peynir konulan, ince dallardan örülmüş bir çeşit küçük sepet, peynir kalıbı.
kıncımak
Yumuşak nesne iki sert cisim arasında ezilmek, patlamak: Bisikletin iç lastiği kıncıdı.
dalağı dışarı
Temiz yürekli.
kandış atmak
Gösteriş yapmak, kırıtmak.
kan ılıkmak
kınıksımak
Kanmak, doymak, alışmak.
dakma (I)
Yelek.
dakım (III)
Erkeğin cinsiyet organı.
dahret almak
Taharet almak, temizlenmek.
dahne
Başa bağlanan yemeni.
dahdetmek
Gitmek, yapmak.