Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 239/247 · üyeye göre sıralı
çıkışık yapmak
Değişmek.
kôni
Hani, nerede?
kulunatçı
çıkcanlık
Sabırsızlık.
çıkarı (I)
Dışarı. ]*:
kurşak
Kadınların arkadan bellerine bağladıkları işlemeli kuşak.
çıhadıf
Çıkartıp: Parayı cevinnen çıhadıf sana verende, gördüm.
kopçur
Tez canlı, ivecen.
çevik
Palamut.
çeşt (II)
İyice dövülmemiş buğdayın kalburda toplanan kısmı.
alamelek
Bir yanı kırmızı bir yanı sarı, iri taneli kiraz.
laçik
İçini çekmemiş, hamur kalmış (ekmek vb. yiyecekler).
lağır luğur etmek
Konuşur gibi yaparak anlamsız ses çıkarmak : Lağur luğur edip duruyor, ne gonuştuğunu kimse anlamıyor.
kovzak
Yüzeyi geniş ya da görünüşte büyük olup ağırlığı az nesne.
laplabına
Yüzeyleri düzgün olan iki şeyin aralık bırakmadan birbirine değmesini anlatır: Kütükleri birbirine laplabına çattılar.
larpbacak
Birdenbire (fırlayıp ayağa kalkmak için).
lıvır (II)
Ezik, ezilmiş (zerdali, erik, domates, vb. yiyecekler için): Domatesler lıvır olmuş.
lopadak
Lop diye (yutmak için).
çerçef
Çarşaf.
köfdere
Bağ evlekleri arasından su akıtmak amacıyla açılan geniş ark.
çerce (I)
Serçe.
lölleş
Ağır davranışlı, uyuşuk (kimse).
lömbürdemek (I)
Su ya da başka bir sıvı üstündeki cisimcik, sıvının çalkalanmasıyla sallanmak.
lukur lukur
Lıkır lıkır (kaynamak için.)
çeper kurmak
Gelin geçerken önüne ip gererek bahşiş istemek.
çentek (II)
Eğri, düz olmayan.
kömü
Kuytu, çukur yer.
çenak
İki derenin birleştiği yer.
malımsımak
Başkasının malını benimsemek.
çelme (III)
Pencere: Bazı evlerde *{ çelme yoktur.
çekneşik (III)
Engel: Bir çekneşiği yok? istediği vakit gezmeye çıkabilir.
çekli
Ateşli odun: Çekliyi salla yolu görmüyorum.
çekke
Çekirge: Bizim bağı bu sene çekke yedi diyorlar.
mende
Dış kabuğu soyularak özü yenilen, tadı ve kokusu güzel bir ot.
kud
Köpek kovalama ünlem.
mık mık (II)
Semiz ve sıkı (et için) : Her yanı mık mık et bağlamış.
mıncığı çıkmak
Ezilerek içi dışına çıkmak (çok olgun meyveler için).
çamı
Saç örgüsü.
kunna
Kurna.
mızıl mızıl
Kendi kendine söylenme için.
mızmız
Üzüm suyunun yeni şarap olmaya başlamış durumu.
alamecek
Kanatlarının üstü ve boynu kırmızı renkli küçük bir kuş.
çala gullanmak
Bir şeyi az kullanmak.
kurti
Kartal.
kurulğan
Kendim beğenen, büyüklenen.
nızdızlam
Büyük olasılıkla.
çakırdak (II)
Ürünleri hayvanlardan korumak için yapılan, rüzgâr etkisiyle dönerken ses çıkaran çark.
çakatura (I)
Hayvan sayımı yapan görevli.
kururak
Kuruca, az kuru.
çahır (III)
Hırsız.
kuruyakalmak
Donakalmak, şaşmak.
kusah
Kolera.
çağabacak
İnce bacaklı insan.
kuş (II)
Dokuma tezgâhında gücülerin üstündeki bir çeşit makaralar.
çaç (IV)
Hayvanların altına serilen kuru yaprak.
oyın
Öğün, kez (yemek için).
cuuk
Akraba.
öedeyh
Arkası üstü : Bizim gara goyun öedeyhe düşmüştü, yetişmesem ölürdü.
kuşum etmek
Kuşkulanmak.
kut
Orta büyüklükte, sağlam (nesne için): Her şeyin kutu eyi olur.