Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 24/159 · üyeye göre sıralı
bezik (I)
Soluk, rengini atmış.
küldöken
Kadın, eş: Bizim küldöken doğurdu.
pileki
Mısır ekmeği pişirilen, toprak ya da taştan yapılmış yuvarlak tepsi gibi kap.
çılıngı (II)
Çalı çırpı.
ölemez (II)
Tazeyken yumuşak olup hayvanların yediği dikenli bir bitki.
ineğimsağma
Gökkuşağı.
girabolu (II)
Arı kovanının içine ya da çatlak delik tenekelere sıvanan siyah mum.
ıraksanmak
Uzak sanmak.
kernep
Su-kabağı.
gözen (I)
Başkasının ilgisini çeken, gösterişli kimse.
gavurga
Kavrulmuş buğday, mısır, arpa.
tavukkarası
Karanlıkta görememe hastalığı.
uzun
Yılan.
melik (II)
Dokunmak için çile, yumak yapılmış ip.
meğirsek
Yavrusuna çok düşkün insan ya da hayvan.
avardı
Eve yakın sebze bahçesi.
fıçı (I)
Topaç.
süngü (II)
Ense.
anacık
Anne.
ebe
] Büyükanne, nine. (
esiklemek (I)
Tökezlenmek, sendelemek, ayağı kaymak, ayağı sürçmek.
eliğ
Yün eğirmeye yarayan araç, kirmen.
canavi
Kalp, yürek. ] Karaağaç -Isp.; -Ml.) [cenev-
düllüce
Oyuncak düdük ve kavala verilen ad.
heküge
Taştan yapılmış üstü kapalı su yolu.
sıkırcım (I)
Sıkıştırma, korku, baskı: Sıkırcıma dayanamaz.
yumul yumul
Sevimli, tombul
dırnak (I)
Tırnak.
dırlaşmak
Kavga etmek, ağız kavgası yapmak.
dırca gelmek
Karşı koymak, karşı gelmek.
bucaklık (I)
Raf.
kişa
Kümes hayvanlarını kovalama ünlemi.
kasın
Selin getirdiği kum, çöp, birikinti, mil.
kura (I)
Kulağı kısa olan koyun ve keçi.
böbek
Bebek.
danadişi
Danaburnu.
kaşak (I)
Ahırda kuzu, malak ve buzağı konulan yer, bölme.
kadamak (I)
Teyellemek, iri iri dikmek.
bişirik (I)
Evlerde tavan tahtalarının üstüne konulan, tavana sıvanan çamur veya sulu kireç.
çiğindirik (I)
Filiz, taze yaprak.
çıtma (I)
Hayvan tekmesi.
albemek
Getirmek.
sapankaya
Taş atmak için kullanılan ip ya da lastikten yapılmış bir araç, atam-baç.
parlanmak
Yiyeceklerin üstü küflenmek, pas tutmak.
gırnak
Cimri.
ablacı (II)
Sevici kadın.
tuylumuna
Uluorta, gelişigüzel, bilir bilmez.
bedafa
Bedava.
cumbıldamak
Su içine taş atıldığı zaman ses çıkarmak.
nokra (II)
Davar ve sığırların derilerine gömülen kurt.
cövüz
Ceviz.
garagavuk
Beyaz kökü olan ve yenen bir ot.
belermek (III)
Belirmek, meydana çıkmak.
gapgacak
Tencere, sahan vb. mutfak eşyası.
cof (I)
Gösteriş, parlaklık.
muhat olmak
Dikkat etmek, bakmak, gözetmek.
afarızlamak (I)
Hırsızlık etmek, aşırmak, çalmak.
feslan
Saksıda yetiştirilen, ballıbabagillerden yapraklan güzel kokan bir çiçek, fesleğen.
lekes
Cimri,
mındak
Kedi yavrusu.