Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 242/247 · üyeye göre sıralı
boğmak
Parmak eklemi.
tumbat (II)
Dip, gidip de dönülemeyecek denli uzaklık için: Cehennemin tumbatına gitsin.
tumbi
Yuvarlak ve şişkince.
mıdara
Eğreti, çürük: Ola bu ip mıdara oldu, gopacah.
ahlıh
Aklık, pudra, allık.
mıdırdanmak
Mırıldanmak.
uçgun (I)
Çağlayanın yüksekliği.
mıhlı
Puanlı, noktalı.
bitmiş
Donmuş, katılaşmış pekmez.
birik (II)
Arı.
bir damzım
Bir yudum, bir parça.
mışırıklı
birbaş
Doğrudan doğruya, hiç bir yere uğramadan.
binlik (I)
Bağ bozumu toplantısı, eğlencesi.
binelemek
Yenmek.
uzunlamasıya
Uzunluğunca uzunlamasına.
bibplatmak
Ağzına kadar doldurmak: -Bu bardağı bibplatta gatur içem.
üstünden dökülmek
Yakışmamak (giysi için).
miyor
Alkolik.
bıcık (VIII)
Dörtte bir parça, dilim.
molamah
Ağaçlar tomurcuklanmak.
veranlamak
bezik (IV)
Pembe.
sakana (II)
Giysi yıkanan yer, yunak.
sakana (I)
iskele kurabilmek için duvarda bırakılan delik.
salavan
Suyolu, suyun bölündüğü yer.
salgeylemek
Topluca yapılacak iş için gücü oranında para ya da başka bir şey vermek: Yol yapmak için salgeylediler.
salığını almak
Bilgi almak.
sağrak (V)
Saksağan.
sağıntı
Süt.
sanadak
Düğün gecesi oğlan evinin kız evine armağan olarak verdiği canlı hayvan koyun, keçi vb.
sanav
Sayı.
sandırma
Köy evlerinde fazla eşyaların konulduğu geniş yer.
sanısı kalın
Anlayışsız, kalın kafalı.
vızıklamak
Oyunda mızımak.
sapraş
Sahan kapağı.
sanılmak
Sararmak.
ründelemek
Buğday, bulgur, pirinç vb. tahılları ayıklamak.
sarıyağ
Tereyağ.
ramas (I)
Kağnılarda boyunduruğun takıldığı uzun direk, ok.
sayatüstü
Köy evlerinin önündeki büyük balkon.
seğriceği dutmak
Yerinde duramamak, kıpır kıpır oynamak.
sehnimek
Yağmur dinmek.
pösüne
Sünepe, pasaklı.
pöht
öç, hınç: Benden alınacak bir pöhtü varmış.
selevir (II)
Hayvana yüklenerek gübre ya da toprak taşınan, yumuşak hasır otundan örülmüş torba.
selli (II)
Salyası bol olan, salyalı: Selli Ahmet.
sepbece
Küçük sivilce.
poğpeti
Dallarının içi yumuşak ve beyaz bir çeşit çalı: Bizim ormanlarda poğpeti olmaz.
poçi
Toprak ibrik.
seyirtgen
Yılancık.
pişal
Göz çapağı.
sezgili
Anlayışlı, duygulu, içli.
sımar
Sisli, kapalı, sıkıntılı hava.
pıtık çalmak
Parmak şakırdatmak.
yahtuluh
Aydınlık.
bergon
İki üzüm bağının arasında kalan kısım, üzüm bağının kenarları.
yakma (I)
sızğan
Küçük çıban, sivilce.
sızmak
Hayvan, buzların kırılmasıyla sulara gömülmek.