Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
14.761 grup · sayfa 243/247 · üyeye göre sıralı
siğirse olmak
Ağaç, odun vb. ıslanarak yanmaz duruma gelmek.
moşuldamak
Mandalar yem yerken burunlarından solumak.
silkemek
Silkmek: Çocuklar fidanı silkerdi.
belürgen
Belirti, ilk görünüş.
pırık (III)
Kısa süren alev.
pıransa
Pırasa.
pındır (II)
Üstünde ekmek pişirilen küçük sac.
peşkün (IV)
Musluk, el, yüz yıkanacak yer.
soğlamak (I)
Yara irinlenip azmak.
pesinmek
Çekinmek, utanmak.
persek (II)
Kağnıda, tekerleğin çıkmaması için dingilin ucuna takılan demir çivi.
sövkenmek (II)
Hayvan nallanırken çivi etine girmek,
perke (II)
Dükkân ve kahvelerin önüne konulan kanepe: Şu perkeyi gölgeye çekin.
srahagün
Evvelki gün.
suaşmah (I)
Bulaşmak: Çamur şalvarıma suaşıf.
suaşmah (II)
Kavga istemek, aranmak,
suçulluğu
Gagası uzun bir çeşit ördek, becassine.
suhlı
Kızdırılarak delik açmakta kullanılan burgu biçiminde demir çubuk.
yalım (III)
Zayıf yüzlü.
suksumak (I)
Utanma nedeniyle konuşamamak: Suksudu suksudu sonbaşı söyledi.
sulahlıh
Su içtikten sonra hayvanlara verilen yem.
belinlemek (III)
Uçuklamak, dudakta uçuk çıkmak.
pepildemek
Konuşamaz duruma gelmek, dili tutulmak.
supalan
Vapur bordasında teslim.
pengeşge
Kapı menteşesi.
su yörümek
Ağaçlar yeşermek, canlanmak: Ağaçlara su yürüdü, bohçası olanlara iş çıktı yiniden.
pelüm
Halk hekimliğinde kullanılan bir bitki, pelin.
peliz
Tahıla karışmış taş, toprak, delice vb. yabancı öğeler: Bu buğday pek pelizli.
pelek (II)
Ağır bir şeyi yerinden oynatmak için kullanılan ilkel kaldıraç.
süngühıyar
Acur da denilen bir çeşit hıyar.
peçare
Kalın sırık.
pazdamah
Sövmek, verip veriştirmek.
mücökçü
Yaltakçı.
süteşi
Yoğurt mayası.
payyavşanı
Kırlarda yetişen, ıslatılmış çiçekleri ishalin iyileştirilmesinde, kök ve saplarından elde edilen acı sarımsı suyu leke, kir çıkarmakta kullanılan yabanıl bir bitki.
şakkırak
Kapı mandalı, zemberek.
patlangaç (III)
Çamurdan yapılan ve patlatılan bir çeşit oyuncak.
patalaşmak (I)
Yürürken ayağını bir yere çarpmak.
patak (V)
Fındıkların toplu olarak bulunduğu dalcık.
paşev
Sahur.
parlacık
Sulak yerlerde yetişen, sarı çiçekli, geniş yapraklarından yemek yapılan bir çeşit bitki.
yanlama (III)
Bir evin çatısına ekleme olarak yapılan oda.
şeker şırası
Üzüm suyunun pekmez toprağı ile kestirilerek, leğende biraz kaynatıldıktan ve süzüldükten sonraki durumu.
yanlama (IV)
Develerin iki yanına asılan büyük çan.
şengar
Acur.
şerevaz
içinde üzüm ezilen tekne.
behdem
Kabiliyet, elinden iş gelme, beceriklilik.
şilkâm
Küspe.
peyikmek
Korkmak.
şimbidi
Maskara, ufak tefek, sevimli çocuk.
şingil mingil (I)
Parmak şıkırdatarak oynama biçimi.
palaz (VIII)
Börek.
beca
Baca.
pakrak
Su kovası, bakraç.
şivey şivey (I)
Okşaya okşaya, seve seve.
paçuk (II)
Kesilmiş ağaç kökü parçaları: Sobayı paçuklarla doldur, iyi kor yapar.
bebirlenmek (V)
Gelişigüzel yere çömelmek, oturmak: Ne bebirlenip oturuyorsun, işin yok mu?
öylemecene
O biçimde, öyle.
tah pekmezi
Salkımında çürümüş üzümden yapılan ekşimsi pekmez: Tah pekmezi şerbeti güzel olur.
tahtıbenk
İçine odun, kömür konulan, üstü düz bir çeşit dolap.