Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 33/159 · üyeye göre sıralı
kepenek (I)
Çobanların omuzlarına aldıkları keçeden giysi, aba.
böğelemek
Engel olmak.
çepel (II)
Toz, saman, yoz tohumlarla karışık hububat.
kabala
Toptan, götürü, hepsi birden.
düğ aşı
İnce bulgurdan yapılan çorba.
caygın
Vazgeçen, işin ardını bırakan, dönek.
ekecek
Tohum.
bek (I)
Sert, katı, sağlam, kuvvetli: Bugün çift olmaz, toprak çok bek.
aşırt
Sırt ve bayırların geri tarafı, görünmi-yen yüzeyi.
çepel (I)
Çamur, pislik, bulaşık, kir.
zeklenmek
Alay etmek.
külek (I)
Tahta kova.
görüm (I)
Kocanın kız kardeşi, görümce.
sormak
Emmek.
gine
Yine.
zırnık (I)
Tutam, elçim, en ufak parça.
göllenmek
Akarsu çukurlarda birikmek, gölcük olmak.
gerelti (I)
Engel, perd,e.
alak bulak
Karmakarışık, altüst: Her tarafı alak bulak ettin.
geneş (I)
Kahverengi inek.
bıçık (I)
Sel yatağı, dere, dere yatağı.
döşşek (I)
Yatak, şilte, minder.
kanırmak (I)
Bir araçla ya da zorlayarak bir şeyi yerinden ayırmak, kırmak, bükmek,
oflaz (I)
İyi, güzel, eksiksiz, tam.
köten (I)
Pulluk, büyük saban.
dek durmak
Uslu, terbiyeli, rahat durmak.
salgı (I)
Vergi.
çenet (III)
Kalça.
ilenç
Beddua.
tevil (I)
Durum, biçim,
günücü
Kıskanç
cibindirik (I)
Cibinlik.
yavsı (I)
Kene.
irkinti (I)
Birikinti, toplantı
yakmak (II)
Önemli olaylar, acılar, ayrılıklar, seviler üstüne türkü, ağıt yapmak, düzmek.
gı (I)
Be?? Hey?? gibi çağırma, seslenme ünlemi
düzünmek
Süslenmek.
godoş (II)
Ahlaksız adam, pezevenk.
almacık (I)
Kalça kemiği, uyluk başı.
aylı günlü
Gebe, doğumu yakın kadın.
çakma (I)
Deri hastalığı, yara, çıban.
cığıl cığıl (I)
Suyun akarken çıkardığı ince, yavaş ve tatlı sesi anlatır.
ayıpsamak
Ayıplamak.
daşırgamak
Hayvanın ayağım taş aşındırıp, acı-tırak hayvan yürüyememek.
sorutmak (I)
Ayakta durmak, dikilmek.
angsırmak
Aksırmak, öksürmek.
yeğin (II)
Çok bol, bereketli: Onun tarlasında yeğin ekin var.
gen (II)
Geniş.
kazeki
İşlemeli çuhadan yapılmış kısa ceket.
durlamak
Çamaşır ya da bir kabı yıkadıktan sonra temiz sudan geçirmek.
çenet (I)
Birbirine yapışık iki eşit parçadan meydana gelmiş olan cisimlerden her biri, fasulye, nohut gibi sebzelerin, badem, ceviz, erik gibi kuru meyvelerin içindeki parçalar: Cevizin çenetlerini parçalamadan ayıkla.
keven (I)
Sakız, kitre, zamk çıkarılan ve yakacak olarak da kullanılan dikenli bir bitki.
hap etmek (I)
Çocuk dilinde yemek: Sen yemezsen ben seninkini de hap ederim.
demreği
Temriye, egzama.
karaca (I)
Soğan tohumu.
carcur (II)
Fermuar.
gütmek (I)
Hayvan otlatmak.
boğaz açmak
Bitki diplerindeki toprağı gevşetmek.
gözerlemek
Buğday toprak vb. şeyleri iri gözlü kalburdan elemek.
mahana
İleri sürülen sözde neden.