Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 68/159 · üyeye göre sıralı
cıbıl cıbıl
Yıkanmayı anlatır zarf.
malık
Boyunduruk kayışına geçirilen ağaç çivi.
çığın
Omuz başı.
çezgi
Halı, dokuma tezgâhlarına gerilen sıra ipler.
apsut (I)
*Kağnı tekerleğinin ağaç parçaları, ispit.
baldırbacak
Açık saçık, çıplak, çırılçıplak: Aman şuna hah baldırbacak geziyor.
feyilsiz (I)
Doymak bilmeyen, obur.
encek (II)
Beş altı yaşına kadar olan çocuk.
çirtim (I)
Küçük üzüm salkımı, salkımcık.
elcik (I)
Sürüden ayrı olarak elde beslenen ve insana çok alışkın olan hayvan.
küçümen
Pek küçük, minimini, minicik.
üstübü
Ketenin çöpü, işe yaramayan bölümü.
çentmek
Üfürükçüler bir hasta üzerine okuyarak bıçakla dokunmak.
gülcen
İpliği makaraya ya da masuraya sarmak için iplik çilesinin geçirildiği silindir biçimindeki araç, çıkrık.
külür (III)
]Bezelye.
vız vız (II)
Ağlamaklı, tedirgin edici bir sesle
çeç (II)
Dalak halinde balsız petek: Boş kovanlara koymak için biraz çeç lâzımdır.
efintefin
Darmadağınık, karmakarışık.
üğdül
Ödül.
usturuplu
Yoluyla, düzenli, derli toplu, ustalıklı.
çanga (I)
Kova, küçük bakraç.
gör (I)
Mezar, mezarlık.
vurgun (II)
Büyük, iki ya da daha fazla at koşulmuş araba.
börtük (I)
Yarı pişmiş, güneşte kalarak yarı kurumuş, iyice olgun-laşamamış sebze, meyve.
kısmak
Pintilik etmek.
duzak
Tuzak.
kıtırdak (I)
Yumuşak kemiksi madde, kıkırdak.
cüre (II)
Cins, şekil, tür.
duvak (I)
Topraktan yapılmış tencere, çömlek, küp kapağı.
akınmak
Özenmek, meyletmek, gönül vermek, sevmek.
göcek (II)
Bir karış boyunda büyümüş ekin.
kıtırdamak
Oynak kemikleri ya da kırık kemikleri birbirine sürerek ses çıkartmak.
tınar
Harman dövüldükten sonra savrulmak için yapılan yığın.
tıpıltı
Tıpırtı, hafif gürültü.
kıncıklamak (I)
Gıdıklamak.
tırnaklı pide
Üstüne tırnakla iz yapılmış bir çeşit pide.
dokurcun (II)
Çeşitli sayılardaki ekin demetlerinden yapılmış yığın.
domruk
Kerestelik kütük, tomruk.
tepimek
Hamur, yufka vb. ıslak şeyler hafif kurumak.
kekiç (I)
Çekiç.
aggû
Ağlıyan küçük çocukları susturmak veya güldürmek için söylenir.
tecce (I)
At, inek, öküz vb. hayvanların arka bacaklarında oluşan ve yürümelerini engelleyen bir çeşit hastalık.
cin (I)
Küçücük,minimini.
kâydalamak
Kıvrak, çalımlı, sekerek yürümek.
diliçıkık
Aslanağzı çiçeği.
cilde
Saraçların kullandıkları tahta mengene,
kaynarca (II)
Hastalara kaynatılarak içirilen pekmez, yağ ve baharat karışımı.
künar
Çam fıstığı.
gerem açmak
Sürü, birbirinden düzenli aralıklarla ayrılarak yayılmak: Koyun gerem açtı.
dığdı (II)
Uzak akraba: Elif onun dığdığının dığdısı.
gemre (II)
Son turfanda yetişen sert kabuklu, siyah bir çeşit üzüm.
binet (I)
Binek atı.
kanyaşı
Sulak yerlerde biten ayrık cinsinden zehirli bir ot.
şivşirmek (I)
Kışkırtmak.
deşirici
Dilenci: Gelen deşiri-ciye biraz ekmek ver de sal gönder.
kamaz (I)
Kasırga, şiddetli yel.
dergi (I)
Tırmık denilen tarım aracı.
alkış etmek
Dua etmek, iyi dileklerde bulunmak: Ben sana alkış ederim.
alkış
Hayır, dua, iyi dilek: Oğlum sözümü tut, alkışımı al.
dede (I)
Kalp, yürek: Keçinin dedesini bize yollayın.