Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 71/159 · üyeye göre sıralı
çırpıcı (I)
]: Hırsız: Ahmet köyün çırpıcısı.
galbır
Kalbur.
kamaz (I)
Kasırga, şiddetli yel.
gaval (II)
Namlusu yivsiz tüfek.
çımkırtmak
Fışkırtmak, püskürtmek: Üstüme su çımkırtma.
aynaşık (II)
Karışık, karmakarışık, dağınık.
taraklık (I)
Etin pirzolalık yeri.
çığırmah
Çığlık koparmak.
boncuklamak (III)
Kaçmaya, boyunduruktan kurtulmaya çabalamak
çevirge (I)
Kapı veya pencere mandalı.
şivşirmek (I)
Kışkırtmak.
damla inmek
Felç olmak, inme inmek.
gavlağan
Çınar ağacı.
bişik
Pişik.
gırıh (I)
Bir çeşit melez köpek.
fırıt
Çuval.
fengire
Yün eğirmeğe yarayan iğ, kirman.
fışgın
Sürekli yağmur.
ayakdaş
Eş, zevce.
çenteleşmek (I)
Çekişmek, münakaşa etmek.
sivriç
Tütün ve sebze fideleri dikmek için kullanılan ucu sivri ağaç.
bilek (I)
Araba tekerleğinin parmaklıkları.
ilenger
Geniş ve çukur tencere.
sıntıraç
Nalbantların kullandıkları tırnak yontma bıçağı.
sırt
Giysi.
avukturmak
Aldatmak, kandırmak, oyalamak.
eyin beyin olmak
Şaşırmak.
akcakatık
Kışa saklanmak üzere kurutulan, yağlı, süzülmüş yoğurt.
iğlek (I)
Baba incir, erkek incir.
sezek (I)
Tez sezen, tez duyan, duyarlı: Tilki çok sezek hayvandır.
sıtaralı
Cana yakın, sevimli.
bısırık
Pısırık, işe yaramaz, hastalıklı.
evçi
Kiler: Evcimiz küçük olduğundan eşyamızı almıyor.
alkarısı
Loğusa ve yeni doğmuş bebeklere musallat olarak onları boğduğu sanılan ve samanlıkta dolaşarak atların yelesini ördüğüne inanılan görüntü.
ettikleyin
Söylediği, dediği gibi.
çekincek (I)
Utangaç, çekingen olan kimse: Öyle çekincek ki yüzüne baksan buğur buğur terler. Çekincenliğinden ile, güne garışmaz.
ağamsı
Beyazımsı, beyaza yakın.
sernik
Kibrit.
sevindirik delisi
Birden ve çok sevinçle heyecanlanarak dengesizleşen kimse.
eskilemek
Propilozmos ya da eski denilen hastalığa tutulmak.
seğsenmek
Birine vurmak için kolunu kaldırmak.
hüğme
Çardak.
ersemek
Koca istemek.
seksenmeh
İrkilmek: Bulut gürleyende seksendim.
siyi
Etek, etek ucu.
huylamak (II)
Alay etmek, ayıplamak.
sağaltmak
Yara ya da hastalığı emle iyileştirmek.
honi
Cezve.
belez (II)
Bir çeşit davar hastalığı ki, hayvan arka ayaklarını hareket ettiremez.
piy (II)
içyağı.
hıta
İnce, uzun ve üzerinde uzunlamasına çizgiler olan açık yeşil renkte bir çeşit hıyar, acur.
pocalamak
Bocalamak.
hirçik
Yırtık pırtık, eski.
pıtpıt aşı
înce bulgurdan yapılan lapa.
hest
Öküz, at vb. hayvanları yürütme ünlemi.
hüddede
Yürek
elikmek (I)
Utanmak, çekinmek, sıkılmak.
ergencelik (II)
Dul bir kadının, genç bir erkekle evlendiği zaman kocasına verdiği armağan, tazminat.
hedeme (I)
Evlenmelerde kız tarafının erkek tarafından aldığı para, armağan: Kızın hedeme-sine kaç lira verdiniz?
pata çakmak
Elle selâm vermek.