Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 72/159 · üyeye göre sıralı
evçi
Kiler: Evcimiz küçük olduğundan eşyamızı almıyor.
ettikleyin
Söylediği, dediği gibi.
sivriç
Tütün ve sebze fideleri dikmek için kullanılan ucu sivri ağaç.
siyi
Etek, etek ucu.
eskilemek
Propilozmos ya da eski denilen hastalığa tutulmak.
soğ
Hayvan derisi parçası, gön.
cistik
Ayakkabı, yemeni.
çeten (II)
Ahırın bir tarafında yavrular için ayrılan yer.
ersemek
Koca istemek.
sırt
Giysi.
sıtaralı
Cana yakın, sevimli.
sıntıraç
Nalbantların kullandıkları tırnak yontma bıçağı.
ergencelik (II)
Dul bir kadının, genç bir erkekle evlendiği zaman kocasına verdiği armağan, tazminat.
bayımak (I)
Zengin olmak: Cingan göçmeyince bayımaz.
açgıcı
Yufka açan, yufkacı.
cingi (II)
Sert taş, granit.
huylamak (II)
Alay etmek, ayıplamak.
sevindirik delisi
Birden ve çok sevinçle heyecanlanarak dengesizleşen kimse.
hüddede
Yürek
seksenmeh
İrkilmek: Bulut gürleyende seksendim.
alağazlık
Boşboğazlık, gevezelik, ara bozuculuk.
sernik
Kibrit.
honi
Cezve.
elikmek (I)
Utanmak, çekinmek, sıkılmak.
çeti
Baklagillerden dikenli bir çalı
alagaranı
NULL
hüğme
Çardak.
baş oda
Misafir odası.
israni
Hamur teknesini sıyırmaya, ya da saç üzerinde pişen ekmeği çevirmeye yarayan araç.
seğsenmek
Birine vurmak için kolunu kaldırmak.
sezek (I)
Tez sezen, tez duyan, duyarlı: Tilki çok sezek hayvandır.
efilti (II)
Serin serin esen rüzgâr.
sağaltmak
Yara ya da hastalığı emle iyileştirmek.
çenteleşmek (I)
Çekişmek, münakaşa etmek.
helbet
Elbet, her halde, şüphesiz.
eğimli
Hünerli, istidatlı, kabiliyetli.
hest
Öküz, at vb. hayvanları yürütme ünlemi.
cıvar
Tarlalara su dağıtan bekçi.
ebilkabil olmak
İçtiği su ayrı gitmemecesine samimi olmak.
ebelek sebelek (I)
Yürürken sık sık düşüp kalkan, düşe kalka yürüyen
ebrim ebrim (I)
Büklüm büklüm.
hedeme (I)
Evlenmelerde kız tarafının erkek tarafından aldığı para, armağan: Kızın hedeme-sine kaç lira verdiniz?
eğinti
Eğenin ağzından dökülen demir ufakları.
hıta
İnce, uzun ve üzerinde uzunlamasına çizgiler olan açık yeşil renkte bir çeşit hıyar, acur.
cırmık (II)
Tırnak izi.
düğüş düğüş
İnek, öküz vb. hayvanları çağırma ünlemi.
hasas (II)
Bekçi.
cıngımak (I)
Koşmak, yarış yapmak.
ala boklu
Yarım yamalak, yarı kirli, işe yaramaz halde
pıtpıt aşı
înce bulgurdan yapılan lapa.
pata çakmak
Elle selâm vermek.
ala bılanık
Yarı berrak, bulanık su.
pastal (II)
Tütün yaprağı dizisi.
pedrik (II)
Temizlenip taranarak eğirilecek duruma getirilmiş pamuk yumağı.
cımbırık
Ufak tefek insan.
arhalamah
Sahip çıkmak, yardım etmek, kayırmak.
peleş (III)
Boynuzları yana ve aşağıya doğru uzayan hayvan: Bizim öküz peleştir.
piy (II)
içyağı.
döymeç (II)
Taze ekmeği tereyağına doğrayıp bal ve yumurta ile pişirerek yapılan bir çeşit yemek.
harana (II)
Çok geniş