Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 73/159 · üyeye göre sıralı
hüddede
Yürek
ebrim ebrim (I)
Büklüm büklüm.
eğinti
Eğenin ağzından dökülen demir ufakları.
sasık (III)
Kokmuş, bayatlamış.
ebilkabil olmak
İçtiği su ayrı gitmemecesine samimi olmak.
cıcıklı
Süslü.
çıldır çıldır (I)
Gözlerin ışıl ışıl, zeki parıltılı olduğunu anlatır.
siyi
Etek, etek ucu.
ardılmak (III)
Birisine yük olmak.
pocalamak
Bocalamak.
bandik (III)
Çam ağacından yapılmış bardak yahut testi.
honi
Cezve.
hirçik
Yırtık pırtık, eski.
piy (II)
içyağı.
hıta
İnce, uzun ve üzerinde uzunlamasına çizgiler olan açık yeşil renkte bir çeşit hıyar, acur.
ebelek sebelek (I)
Yürürken sık sık düşüp kalkan, düşe kalka yürüyen
pıtpıt aşı
înce bulgurdan yapılan lapa.
hest
Öküz, at vb. hayvanları yürütme ünlemi.
çeten (II)
Ahırın bir tarafında yavrular için ayrılan yer.
duşka (I)
Yüz, çehre, yüzün çene kısmı, avurt.
çeti
Baklagillerden dikenli bir çalı
peleş (III)
Boynuzları yana ve aşağıya doğru uzayan hayvan: Bizim öküz peleştir.
döymeç (II)
Taze ekmeği tereyağına doğrayıp bal ve yumurta ile pişirerek yapılan bir çeşit yemek.
hedeme (I)
Evlenmelerde kız tarafının erkek tarafından aldığı para, armağan: Kızın hedeme-sine kaç lira verdiniz?
helbet
Elbet, her halde, şüphesiz.
düğüş düğüş
İnek, öküz vb. hayvanları çağırma ünlemi.
durunuk
Bulanık olmayan, berrak
hasas (II)
Bekçi.
pambucak (II)
Küçük çocukların ağzında olan pamukçuk hastalığı.
pastal (II)
Tütün yaprağı dizisi.
pata çakmak
Elle selâm vermek.
harana (II)
Çok geniş
önük
Köpek.
örneksiz
Çirkin, suratsız.
paçur
Üstü başı dağınık, pis, düzensiz.
hamak (I)
Olmamış, ham.
halva
Helva.
hamazlamak (I)
Söz getirip götürmek, dedikodu etmek.
dişleme
Çatal: Bir düzine dişleme aldım.
ersemek
Koca istemek.
bakla kırı
Üzerinde kara benekler bulunan beyaz at donu.
cağşak
Gevşek, yerinden oynamış.
öğ (I)
Ön.
öngürü
Ora, orası.
pedrik (II)
Temizlenip taranarak eğirilecek duruma getirilmiş pamuk yumağı.
sağaltmak
Yara ya da hastalığı emle iyileştirmek.
soğ
Hayvan derisi parçası, gön.
bakanak (II)
Göz, gözbebeği: Bakanağın çıksın!
dinlence
Rahat: Gece gündüz çalışıyoruz, hiç dinlencemiz yok.
dip bucak
Köşe bucak: Dip bucağa sakladıydım ama gene bulmuşlar.
dibçik
Ağaç kökü.
gürem
Küme, sürü, kafile.
dığıldanmak
Küçük çocuk kendi kendine söylenmek, mırıldanmak.
müsendere
Musandıra.
dıdı (II)
Saç örgülerinin ucundaki örülmemiş saçların ince ince örülerek bağlanması.
gülan
Mayıs ayı.
nenni
Ninni.
bağalak
güre olmak (II)
At ve eşek çiftleşmek istemek.
gübürdemek (I)
Tepinmek.