Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 74/159 · üyeye göre sıralı
pata çakmak
Elle selâm vermek.
pedrik (II)
Temizlenip taranarak eğirilecek duruma getirilmiş pamuk yumağı.
bağalak
çekincek (I)
Utangaç, çekingen olan kimse: Öyle çekincek ki yüzüne baksan buğur buğur terler. Çekincenliğinden ile, güne garışmaz.
çıldır çıldır (I)
Gözlerin ışıl ışıl, zeki parıltılı olduğunu anlatır.
hasas (II)
Bekçi.
pıtpıt aşı
înce bulgurdan yapılan lapa.
dişleme
Çatal: Bir düzine dişleme aldım.
harana (II)
Çok geniş
hamazlamak (I)
Söz getirip götürmek, dedikodu etmek.
pambucak (II)
Küçük çocukların ağzında olan pamukçuk hastalığı.
dinlence
Rahat: Gece gündüz çalışıyoruz, hiç dinlencemiz yok.
halva
Helva.
paçur
Üstü başı dağınık, pis, düzensiz.
bulup buşurmak
Bulup buluşturmak.
hamak (I)
Olmamış, ham.
dip bucak
Köşe bucak: Dip bucağa sakladıydım ama gene bulmuşlar.
dibçik
Ağaç kökü.
öngürü
Ora, orası.
bulgarı
Cura, üç telli saz, uzun saplı bağlama.
anda banda
Şöyle böyle, belli belirsiz.
önük
Köpek.
gürem
Küme, sürü, kafile.
güre olmak (II)
At ve eşek çiftleşmek istemek.
güzlük
NULL
örneksiz
Çirkin, suratsız.
dığıldanmak
Küçük çocuk kendi kendine söylenmek, mırıldanmak.
dıdı (II)
Saç örgülerinin ucundaki örülmemiş saçların ince ince örülerek bağlanması.
pastal (II)
Tütün yaprağı dizisi.
böle (II)
Böyle, böylece.
gülan
Mayıs ayı.
böke (II)
Güçlü, elebaşı, pehlivan yapılı.
güce gitmek
Onura dokunmak, kırılmak.
deprem
Zelzele, yer sarsıntısı.
değsiz
Densiz, kibirli, iyilik bilmez.
bozarmak (II)
Yüz ekşitmek.
debizilemek
Devamlı olarak dövmek, itmek, kötülemek, hırpalamak: Ahmet Ağagil gelinlerini debizileyivermişler.
bozamık (II)
Gelip geçici yağmur, bulutlu hava.
kofalak (I)
İçi boş, kof.
debbe (II)
Fıtıklı insan.
guzgun
Kuzgun, yırtıcı bir kuş.
gübürdemek (I)
Tepinmek.
boynuburuk (III)
Dalında olmuş, sapı bükülmüş incir.
gudubet
Pis, çirkin, biçim-siz.
çeten (II)
Ahırın bir tarafında yavrular için ayrılan yer.
ney (I)
Ne.
öğ (I)
Ön.
götürge (III)
Kasık bağı.
borcak
Sarı çiçekli, süpürgeye benzer yakılabilen bir ot.
mücrüm
İnmeli.
müsendere
Musandıra.
mengelez (II)
Keten işlenirken lifleri kılçık ve kıtıktan ayırmak için kullanılan dört ayaklı araç.
gönülsümek
Gönülden istemek.
meşik (II)
Ekin çuvalı.
ay harmanlanmak
Ay halelenmek.
dallama (I)
Yelek.
gökçeli
Yaban güvercini.
ayfan
Afyon, afyon yaprağı.
dalbacak (II)
Çıplak, fakir, donsuz.
dalbastı
Bir çeşit iri, aşılı kiraz.