Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 87/159 · üyeye göre sıralı
kolay (II)
Zayıf.
fasla (III)
Ablak yüzlü
enar
Orak biçerken kılavuzluk eden adam, amelebaşı.
kirebolu
Arıların kovan deliğini kapamak için kullandıkları sarı, yumuşak madde.
dizkor
Güreşecek deveye takılan ufak çanlardan yapılmış süs.
kirinmek (I)
Kendine verilen işi başkalarına gördürmek için tembellik etmek, üşenmek: Kirinme, kalk git de gel.
diz donu
iç donu.
germane
Elde yün eğirmeye yarayan araç, kirmen.
farmana
Kırmızı çuha üzerine sim işlenmiş gelin elbisesi.
kızıllamak
Haksızlık etmek.
arınak
Yıkanma yeri, gu-sülhane.
kızıldip
Pancar: Kızıldip gibi tatlı.
kilitliiğne
Çengelliiğne.
kirti (I)
Ciddi, doğru.
dirneştirmek
Toplamak.
cıngıllı (II)
Oynak, şımarık
kıtmır (III)
Kısa boylu
kıvıç (I)
İnce çam dalı, çamların iğne gibi olan yaprakları: Hasan korudan çok kıvıç kesmiş.
kıvıldamak
Kaynaşmak
fangıt
Eskimiş, kullanılmış kapkacak için kullanılır.
farşa
Terbiyesiz, edepsiz.
diplen
Kısa boylu, şişman
erbişim
İbrişim.
cılk (II)
Çok ıslanmış.
kıstırma (I)
İçerisine peynir, kıyılmış et vb. şeyler konularak saç üzerinde pişirilen börek.
kırnı
Kene.
kırgıt (II)
İçi güçlükle çıkan ceviz: Cevizler hep kırgıt çıktı.
kırık aramak
Birini kötülemek amaciyle kusur ve eksik aramak.
ergörmek (I)
Ulaştırmak,
bardak altı
Tavan arası.
kıpındırmak
Sıçramak, zıplamak.
dillitoy
Uzun gagalı büyükçe su kuşu.
genlenmek (I)
Hava bulutlanmak.
kıpılmak
Oyalanmak:
cığcığa (I)
[-h*çığa ]
geneşmek (I)
Danışmak.
bar bağlamak
Kir tutmak, kirlenmek, kireç tutmak: Sürahi yıkanmaya yıkanmaya dibi bar bağlamış.
kılır
Çiçeklerindeki tohum sapları kürdan yerine kullanılan, bazı yerlerde kuş yuvası denilen bir ot.
difrin
Yunus balığı.
kıkaç (I)
Eğik olarak dizilmiş, arkaya doğru eğilmiş şeyler.
gevelemek
Hayvan, kanatmayacak kadar hafifçe ısırmak.
kıkırdamak (II)
Soğuktan donmak.
ceynak
Kuş ve tavukların göğsündeki çatal kemik, lades kemiği.
kesme aşı
Kesilmiş hamurdan yapılan çorba.
keşenk
Kırmızı, özlü yapışkan toprak.
dırgalık
Geçilemeyecek kadar sık çalılık yer.
kereki
Aba.
cevcev (II)
Bir toplantının veya işin en kızgın ve hareketli anı.
keneağacı
Sütleğengillerden hintyağı çıkarılan bitki.
kepeği tükenmek
ölmek.
dıngılamak
Kımıldamak, sallanmak.
ardaklanmak
Ağaç içten çürümek.
gelin yüzü
Gelin geldiğinin ertesi günü gelini görmek için yapılan toplantı.
kevzen (II)
Verimsiz, çorak toprak.
kelkenez
Beyaz siyah, alaca renkli yırtıcı bir kuş, akbaba.
kelgür
Delikli kepçe, süzgeç.
pırt gözüne
Nazar değmesin anlamında kullanılır.
banbal (I)
Arı büyüklüğünde yeşil başlı bir cins sinek.
kelmak
İri delikli büyük kalbur.
dığrak (II)
Güzel, düzgün, şık giyim: Şu kız ne kadar dığrak geyinmiş.