Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 91/159 · üyeye göre sıralı
kelmak
İri delikli büyük kalbur.
kelgür
Delikli kepçe, süzgeç.
kelep (III)
Boyunduruk: Öküzleri keleple.
anisaz
Huysuz, yaramaz.
gogof
Yeşil kabuğundan ayrılmış ceviz.
giyes
Çamaşır yıkama
dabbasan
Düztaban, *gürsüz.
geğin
Bundan dolayı, o-nün için: Misafir vardı geğin geç kaldım.
kehân etmek
Sebze ve ekinin içindeki yabancı otları temizlemek.
butur (III)
Haşarı, yaramaz, eğlence, gezme düşkünü, azgın.
busarık
Sisli, tozlu, bulutlu, sıcak hava.
kedele
Toprak kap, küçük çömlek.
anık (II)
Hazır, mevcut, var: Hazıra anık, pişmişe konuk.
çuhur (I)
Çukur.
kayraklamak
Keskinlet-mek, bilemek.
kazan (I)
Su çevrisi, kuyu.
çöpten çelebi
İnce, çelimsiz, zayıf kimse.
goğurcuk
Kertenkele.
kefli
Kirli, pis, bakımsız, pasaklı
keneağacı
Sütleğengillerden hintyağı çıkarılan bitki.
çömçe gelin
Çocukların süpürgeyi gelin yaparak oynadıkları oyun.
burı
Bura, buraya.
burkazanlık
Fitnelik, dalaveracılık, fesatlık, laf taşıma: Burğazanhk edip de işi karıştırma.
çölenmek
Karnını doyurmak.
kayık (I)
Tırpanı ağaç sapa bağlayan halkaya sıkıştırmak için konulan, küçük ağaç parçası.
kavara çekmek
Yellenmek.
çöğür (III)
Kazma.
gidipbatı
Gidiyor anlamında kullanılır.
kavak atmak
Güreşte tepe üstü yuvarlamak ya da yuvarlanmak.
çöçelemek (II)
Oyalanmak, iş yapar görünmek.
ağıştırmak
Üstü kapalı anlatmak, hissettirmek, dolayısiyle duyurmak.
kaspanak
Zorla: Elinden ekmeğini kaspanak aldı.
kaş kaş
Dizi dizi, sıra sıra.
buncacuh
Küçük, az, kısa, hafif.
badallamak (I)
Mermi çok eskiden kullanılırdı).
kaside
Boncuk, altın kolye.
katık etmek
Az az yemek.
çoluş
Kağnıdaki bir çift öküze yardımcı olarak koşulan ikinci çift öküz.
çoluk (I)
Hayvanları bağlamak için boyunlarına geçirilen *U*seklinde ağaç.
giliç
Ekşili, terbiyeli köfte.
kargılık (I)
Kamışlık.
çokartmak
Yakmak.
gızarmak
Oyun bozanlık etmek, mızıkçılık etmek: Evel öyle diyodu, şimdi de gızarıyo.
karın kavraması
Karın ağrısı.
katlak
Kadar.
karakura basmak
Kâbus basmak.
gıygaç (I)
Üç köşeli kadın başörtüsü.
çoh (II)
Deveyi yerden kaldırma ünlemi.
gıynak (II)
Çok az, küçük parça.
çoğoncasına
Çok defa, çok zaman.
çobaneli yalayan
Kertenkele.
karamanca (I)
Kara lahana.
kapçık (III)
Gelincik otu, börek otu.
babisa
Güreşte ayağa çelme takarak düşürmek.
kapıncak (I)
Tahta kutu.
çizilmek
Dizilmek, sıra olmak.
kanil
Örf, yöntem, yol.
kantarma (III)
Taş kemer.
karaçaltı
Bağ kenarlarına çit olarak dikilen, koyu kırmızı nohut büyüklüğünde meyveleri olan dikenli bir ağaç.
karavana
Şalvar, bol pantolon.