Eşanlamlılar
Türkiye Türkçesi ağızlarında aynı kavramı farklı yörelerde farklı sözcüklerlekarşılayan eşanlamlı grupları. Her grupta bir kanonik (sözlüğün gönderim hedefi) sözcük ve ona yönlendirilen yerel/varyant adlandırmalar bulunur.
Eşanlamlı arama
En büyük eşanlamlı gruplar
9.505 grup · sayfa 96/159 · üyeye göre sıralı
gara avu
Ormanlarda yetişen ve taflana benzeyen bir bitki.
çavzukmak
ivmek, oraya buraya koşuşturmak.
ağrap
Akrep.
akbambalak
Beyaz tenli ve etine dolgun kadın veya kjz.
kârzevil
Sabanda, hayvanın başını boyunduruğa bağlamaya yarayan ağaç parçası.
çatlankoz
Bir cins yabanî ot, hindiba.
bırr
Karşısındakine nisbet yaparak denilen *hayır*-Ahmet: Biz de geziye gideceğiz. Ayşe -Bırr. Siz gidemiyeceksiniz ki.
ganere (III)
Çok zayıf.
çatlak (I)
Düşük, kötü kadın.
karman çarman
Karmakarışık.
ganara köpeği
Mezbahalarda beslenen köpek.
bırıçka
Üstü kapalı, tek atlı yaylı, gezinti arabası.
gamiyon
Kamyon.
çatırgaç
Firik buğday başaklarının saplarıyla beraber yakılmasından yapılan kavurga, ütme.
galloş
Ahlaksız.
bırakma (I)
Külbastı.
gallep
Yabanî güvercin.
gallengop
Hepsi birden, topluca.
çatal kavak
Bacakları yukarıda açık tutarak baş üzerinde durma şekli.
avrana (III)
Ağzı büyük, büyük ağızlı.
kasafan
Palavra, yalan, abartılmış söz.
galevra
Gelişigüzel.
galefet
Zayıf, çelimsiz.
çarkı (I)
Her yüzü üçgen olan çatı.
galdırmak
Kaldırmak.
kardeş haleti
Gelin evden çıkmadan önce, erkek kardeşinin ya da vekilinin damat sağdıcından aldığı para.
gakgucik
Gaga.
gahraman
Kahraman.
gağıl (II)
Çakıl: Şu toprak çok gağıllı.
avlaka almak
Çevirmek: Şu hayvanı avlaka alalım,
kara sıva
Toprak sıva.
karaşabla
Yaprağından siyah boya elde edilen kötü kokulu, ısırgan otuna benzer bir ot.
bıggın
Bıkkın, doymuş, usanmış.
çapara
Bir çeşit olta, çok iğneli olta.
bıdamak
Budamak.
gadar (III)
Ateş.
çamurla
Okun dingil hizasında durması için altına konulan destek.
gadafi
Kadayıf.
çamura
Sazlık, bataklık.
gaçınmak
Kaçınmak, çekinmek.
avla (III)
Çerçeve, çevre: Aklının avlası o kadarcık.
gacı gücü (I)
Bozuk, işe yaramaz şey.
gabye
Bir çeşit yelken.
bıdak (II)
Üzüm salkımının her bir parçası.
karamuk (II)
içi boş, çürük, gelişmemiş fındık.
kaser (II)
Hatır, gönül.
bıcık (II)
Oyunda ebe.
çamçaka
Değirmenin buğday deposundan tanelerin akmasını ayarlayan alet.
bezene bezene
Özenerek, itina ile.
karaboğaz (I)
Susuzluğun ya da depremin toprakta açtığı çatlaklar.
karaçilen
Sisli havada ince ince yağan yağmur.
çalpıra (I)
Pis, kötü kadın.
furuç
Fırında kurutulmuş armut.
çaltak (III)
Elbiseyi fena giyen, tutumsuz.
alemşat
Ara bozucu, ikiyüzlü.
fot fot
içi boş ağaçtan yapılan ve su ya da başka bir şey atan çocuk oyuncağı.
karabağ (I)
Hayvanların bacaklarında tutukluk yapan bir çeşit hastalık.
bezele almak
Hamuru, beze denilen küçük parçalara ayırmak.
kapıbağı
Gelin, oğlan evine giderken kız tarafından bir kişinin, erkek tarafından aldığı bahşiş, para, ödül.
beynin gapağı atmak
Hiddetini yenememek, öfkesini açığa vurmak, şiddetle öfkelenmek.